El Kanun Fittıb/Birinci Kitap/İkinci Bahis/İkinci Kısım/Üçüncü, Dördüncü, Beşinci, Altıncı, Yedinci, Sekizinci, Dokuzuncu ve Onuncu Bölümler
T.C. BAŞBAKANUK
ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YüKSEK KURUMU
Atatürk Kültür Merkezi Yayını: 469
Mevsimler ve Sağlık
Not: Bu metin İbni Sina’nın El Kanun Fittıb kitabından temin edilmiştir. Metnin orjinal tercümesidir. Döneminin tıp alimi İbni Sina’nın tespitleri sizlere sunulmuştur. Modern tıp bilgileriyle güncellenmesi gerekebilir. Tavsiye veya tedavi için kullanılmamalıdır.
Üçüncü Bölüm
Mevsimlerin Isı ile İlgili Karakteristikleri
Doktorlar tarafından belirlendiği gibi, mevsimler astronomların belirlediklerinden farklıdır. Astronomlara göre, dört mevsim Güneş’in ilkbahar ekinoksundan başlayarak, her bir mevsim sırasında zodyakın çeyreğini (1/4 günü) süpürdüğü dört devredir. Doktorlara göre, ısı bölgesinde, ilkbahar, ne sıcak giysilere gerek, duyulacak kadar soğuk ne de serinlemeyi sağlayacak şeylere ihtiyaç duyulacak kadar sıcak olmayan mevsimdir. Bu mevsim ağaçların çiçeklenmeye başladığı mevsimdir. O, Güneş’in ilkbahar ekinoksuyla başlar ve Taurus (Boğa Burcu) ortasına erişince son bulur. Bizim ülkemiz gibi ülkelerde, sonbahar, ilkbaharın zıddı mevsimdir. Diğer ülkelerde, ilkbahar muhtemelen
biraz daha erken ve sonbahar da biraz geç başlar. Yaz, sıcak havaar boyunca sürer ve kış soğuk havalar boyunca devam eder. Böylece doktorlara göre, yaz ve kışa zıt olarak, ilkbahar ve sonbahar daha kısa, iki mevsimdir ve kışın uzunluğu bir ülkenin coğrafik durumuna göre yazdan farklıdır ve yaza eşit olduğu gibi, daha kısa ya da uzun olabilir. Kısaca, ilkbahar, çiçeklerin açtığı meyvaların teşekkül ettiği mevsimdir. Sonbahar, yaprakların döküldüğü ve renk değiştirdiği mevsimdir. Bu iki mevsim değişerek yaz ve kış dönemlerini meydana getirir.
İlkbaharın, yukarıda da açıklandığı gibi, dengeli bir sıcaklığı vardır ve bazı insanların yanlış bir şekilde inandıkları gibi ne sıcaktır ne de soğuktur. Bu hükmün değerlendirilmesi, felsefenin bir dalı “fizik”e bağlıdır.
Yaz sıcaktır, çünkü Güneş tepe noktası durumuna çok yakındır ve ışıkları daha güçlüdür. Bu mevsim sırasında, ışınlar dik açıyla gelir ve aşağı yukarı aynı yönde aksettiğinden, ısıyı yoğunlaştırırlar. Güneşışınlarının koni veya silindir şekline geldiği bir olgudur; bazısı merkeze doğru gelir; çevreye doğru yayılır ve bazısı merkeze yakın ya da merkezden uzaktır. Işınlar çevreden çok merkezde yoğunlaşır; bundan dolayı, merkezde çevreden çok sıcaklık vardır. Bizimki gibi kuzey ülkeleri, yazın koni şeklindeki ışınların eksen merkezine yakın olduğundan uzun zaman ısıya maruz kalırlar. Diğer taraftan, kışın biz, koninin çevresine yakın geliriz. Bundan dolayı, her ne kadar Yer ve Güneş arasındaki mesafe daha büyükse de, yazın Güneş zenite (baş ucu noktası) yakın geldiğinden, ışık daha kuvvetlidir. Güneş’in yere yakınlığı ve uzaklığı matematiğin bir dalı olan astronomi ve bundan dolayı da felsefede tam anlamıyla tartışılır. Felsefe nihai gerçeklerle ilgili bilgidir ve eski filozoflara göre, onun üç dalı vardır: 1. fizik objelerle ilgili; 2. matematik sayı ve yerle ilgili ve 3. metafizik düşünce ve spekülasyonla ilgilidir. Daha fazla Güneş ısısının sorumlusu olan daha fazla ışık yoğunluğu meselesine göre, bu da felsefenin bir dalı olan fiziği ilgilendirir. Yaz mevsimi sadece sıcak değil, aynı zamanda kurudur. Çünkü bu mevsim esnasında, çok fazla ısı, nemi buharlaştırır, havaya yayar ve onu kızgınlaştırır. Ancak, bu mevsim esnasında, daha az nem ve yağmur vardır. Kış, yazı sıcak ve kuru hale getiren şeylere zıt olan sebeplerden dolayı, soğuk ve nemlidir.
Sonbahar, sıcağın daha azaldığı, fakat soğuğun da tam olarak artmadığı bir mevsimdir. Diğer bir ifade ile, bu mevsim esnasında, biz konik ışınların merkezi ve çevresi arasında bulunuruz. Bundan dolayı, sonbaharda, iklim sıcaklık ve soğukluk açısından hemen hemen dengededir; ancak, nem ve kuruluk arasında aynı denge mevcut değildir. Bu anlaşılabilir, ancak Güneş nemi kurutur ama hiç bir nemlendirici etkenin henüz kuruluğa karşı harekete geçtiği görülmez.
Serinletme ve nemlendirme süreçleri, birbirinden farklıdır. Serinletme, nemlendirmeden kolaydır. Soğuk yoluyla nemlendirmenin ve sıcak yoluyla kuruluğun meydana gelmesi benzer süreçlerden kaynaklanmaz. Sıcak kuruluk meydana getirir, fakat alelade mutedil soğukluk nem meydana getirmez. Diğer taraftan, alelade mutedil sıcaklık gerekli nemi içeren atmosferin sağladığı nemi oluşturur. Gerçekten o, öyle bir nem meydana getirebilir ki, alelade mutedil soğuk onunla rekabet edemez. Bunun sebebi mutedil sıcaklığın, buharlaşmaya sebep olmasıdır ve böylece [su buharı meydana
getirmesidir], ancak mutedil soğuk ne nemi yoğunlaştırabilir ne de onu toplayıp, bir araya getirebilir. Bundan dolayıdır ki kışın nemi, baharda da devam eder. Ancak, yazdan kalan kuruluğun sonbaharda
devam etmesi, aynı şekilde olmaz. İlkbaharda oluşan ısı, nemi kış soğukluğunun sonbaharın kuruluğunu mutedilleştirebilmesinden daha kolay dengeleyebilir; aslında o kuruluğu artırır. Nemlendirme ve kurulaştırma, böylece, birbirine zıt olarak görülmemelidir, ancak nemin mevcudiyeti ve yokluğuna dayanan iki ayrı süreç olarak görülür. Kurutma, sadece nemliliğin ortadan kaldırılması değildir, fakat nemliliğin olumlu bir galibiyetidir.
Bu sınırlar içinde, biz havanın nemli ya da kuru olduğundan söz ederken, onun doğal şeklinin ya da mizacının da böyle olduğunu söylemek istemiyoruz. Eğer biz, buna işaret edersek, bu değerlendirme
tam anlamıyla yüzeysel olur. Bizim burada söylemek istediğimiz, nemli havanın ya çok miktarda su buharı içerdiği veya onun çok yoğunlaşıp, su buharına benzemeye başladığıdır. Aynı şekilde, “kuru” hava, içindeki sulu kısım ya tamamen kaybolmuş ya da çok azalmış olan ve ateş unsuruna benzemeye başlayan ya da toprağa benzeyen kuru toz zerrelerinden bulutlar içeren havadır. Yukarıda zikredilmiş olan kışın terkettiği nemin, yükselen Güneş’in nispeten daha fazla olan ısısı vasıtasıyla ilkbaharda yayıldığı [meselesi] dikkate alınmalıdır.
Diğer taraftan, sonbaharda mutedil soğukluk [yazdan getirilen kuruluğu] nernlendirmeye yetmez. İkna olmak için, burada siz, soğuğun kuru şeyleri nemlendireceğini düşünebilirsiniz. Bundan başka önemli bir nokta da nemin sürekli zorlamaksızın uzun süre sıcak veya soğuk atmosfere tahammül edemeyeceğidir. Kuruluğun böyle bir yardıma ihtiyacı yoktur. Atmosfer havası, uygun bir uygulama olmaksızın, ona maruz kalan çeşitli şeyler kadar, nemli kalmayı başaramaz.
Havanın soğuk olduğu söylenir, çünkü o vücut tarafından soğuk olarak hissedilir. Komşu ülkelerimiz, asla hep birlikte buharlaşmayı durduracak kadar soğuk olmaz, çünkü bu alanlarda Güneş ve gezegenlerden suyu buharlaştırmasına yetecek kadar sıcaklık vardır. Bundan böyle zorlamanın olmadığında, nemin sürekli buharlaşması, atmosferde kuruluk meydana getirir. İlkbaharda daha çok nem vardır, fakat pek az su buharlaşması vardır. Çünkü şu sebeplerden dolayı su buharı meydana gelir:
- Atmosfer ısısı ılıman ve rahatsız etmekten uzaktır.
- Yerin sabit ısısı, nemin yüzeye yükselmesi için yeterince kuvvetlidir.
Kışın toprağın içi çok fazla sıcaktır, fakat dışarıdaki hava sadece mutedil bir sıcaklığa sahiptir. Böylece, iki etkenin, yani buharlaşma ve yoğunlaşmanın bir birleşmesi söz konusudur. Ancak, kışın soğuğu, nemi yoğunlaştırır ve havaya daha fazla su buharı ilave eder. İlkbaharda, buhar teşekkülünden ziyade buharlaşma vardır, çünkü bu mevsimde, yerin sabit ısısı, çok azalır; aynı zamanda, yeryüzüne yakın
yüzeyin sıcaklığı, o kadar süratle dışarı çıkar ki, her ne kadar o bir hayli şiddetli şekilde buharlaşma meydana getirirse de, hemen hiç veya pek az su buharı meydana getirir. Buharlaşmayı artıran atmosferde, daha da fazla sıcaklık vardır. Bu yasalar, hiç bir zıddı sebep ve başka bir engel olmadığında geçerlidir. İlkbaharda bazen, nem çok fazla değildir ve onun buharlaşmadan ve dağılmak suretiyle kaybı, kolayca yerine konabilir. Kısacası, aşikardır ki, ilkbaharda nemlilik ve kuruluk dengeli bir seviyede olduğu gibi, aynı zamanda, sıcaklık ve soğuklukta da dengelidir. Ancak, ilkbaharın başlangıcının bir dereccye kadar, daha nemli olduğu inkar edilemez. Bu dengesizlik, sonbaharın kuruluğu kadar aşikar değildir. Böylece, sonbaharda sıcaklık ve soğukluğun uygun şekilde dengeli olmadığını söylemek yanlış olmaz. Gün ortasında, sıcaklık yaz sırasındaki ile hemen hemen aynıdır.
Sonbaharın kuru havası, yazın sıcaklığını izlemiş olduğundan, büyük ölçüde sıcaklığı tutma ve sıcak olmaya uygundur. Bununla birlikte, sonbahar sabahları ve akşamları, nispetsiz bir şekilde daha serindir,
çünkü Güneş bizden daha uzaktır ve hava hafif olduğundan ve bu mevsimde yükseldiğinden, soğuktan da daha kolay etkilenir. İlkbahar, nispeten daha dengelidir çünkü, onda sonbaharda havayı sıcak ve soğuk yapan etkenler yoktur. Bundan dolayıdır ki, gün ve gece arasında daha az ısı farkı vardır.
Gerçekte sonbaharda havanın daha ince hale gelmesinden dolayı daha sıcak olması gerektiğinden, niçin sonbaharda günlerin ilkbahardakinden daha serin olduğu gibi bir soru sorulabilir. Bunun sebepleri şunlardır: 1. İncelmiş, su gibi, hava da kolayca sıcak ve soğuktan etkilenir. Daha önce, ısınmış olan su, bu şekilde muamele edilmemiş olan sudan daha çabuk donar. 2. Vücut, soğuğu, ilkbaharda sonbahardaki kadar hissetmez, çünkü kışın soğuğa alıştığından, ilkbaharda vücut o
sırada ısınan atmosfere maruz kalır; sonbaharda durum tamamen aksi olur. 3. İlkbahar kıştan kurtulurken, sonbahar kışa doğru hareket eder.
Mevsim değişmeleri, farklı alanlarda, kendilerine ait karakteristik hastalıklar meydana getirdiklerinde, doktorların, çevre şartlarını ve onları karşılamada ihtiyaç duyulan gerekli tedbirleri çok iyi bilmeleri
gerekir.
Bazen her gün, farklı bir mevsiminkine benzer; bir gün kışa benzerken, ikinci gün yazınkine ve üçüncü sonbaharınkine benzer ya da aynı gün bir süre sıcak, biraz sonra soğuktur.
Dördüncü Bölüm
Mevsim Değişmeleri ve Onları Yöneten Yasalar
Her mevsim, onun sıcaklığıyla aynı mizaçta olan sağlıklı insanlar için uygundur. Eğer bir mevsimin nitelikleri, onun ısısıyla aynı değilse, dengesiz mizaçta o mevsim zarar verir. Aslında, büyük ölçüde anormal hale gelen bir mevsim, sağlıklı insanların hayati kuvvetlerini (üç kuvvet: nefsani, tabii ve hayvan! kuvvetler) zayıflattığı gibi, sağlıksız insanların da özelliklerine zıt olmasa ya da mizacına benzer olsa da, hayati kuvvetleri için zararlıdır. Şüphesiz ki, bir mevsimin özelliği hastalığın niteliğine zıt olursa mevsimin yararlı olduğu düşünülür.
Eğer, iki birbirini izleyen mevsim anormal hale gelirse, fakat zıt niteliklerde olursa bir mevsimin kötü etkileri, çok şiddetli ve fazla uzamamış olan diğerlerininkiyle karşılıklı denge sağlayacaktır. Böylece, eğer, kış boyunca iklim güneyinikine benzer hale gelirse onu izleyen ilkbahar, kuzeyinkine benzerse, ilkbahar kışın menfi etkilerini dengeleyerek, böylece, fayda sağlayacaktır. Aynı şekilde, eğer kışhad derecede kuru olursa onu izleyen ilkbahar mevsimi alışılmışın dışında nemli hale gelirse daha sonraki öncekinin had derecedeki kuruluğunu her taraf edecektir. Nem, gereksiz şekilde uzamaz ve çokfazla değilse, bu tip ilkbahar incitici, zararlı olmayacaktır.
Muhtelif birbirini izleyen mevsimlerin anormal hale gelmediği takdirde, bir tek anormal mevsim bir salgına sebep olmaz, çünkü, bir mevsimin anormalliğini, diğer mevsiminki dengeler. Gerçekten,patojenik olan anormallikler salgın meydana getirir; kokuşma daha çok sıcak ve nemli havada salgın meydana getirir.
Atmosfer değişmeleri, normal olarak, kendi karakteristiklerinin sınırları içinde kalmalıdır, yani yaz sıcak ve kış soğuk olmalıdır. Normal durumdaki herhangi bir dikkat çeken değişme, bazı hastalıklara yol açar. Normal değişmelerden yoksun olan ve başından itibaren nemli, kuru, sıcak veya soğuk olarak kalan bir yıl, hüküm süren mevsikarakterine uygun hastalık meydana getirir. Bunun sebebi, her
mevsimin kendine has hastalığı olmasıdır, öyle ki yılın tamamı aynı özelliği taşımaya devam ederse, yani bütün bir yıl kuru ya da nemli olursa, onlara uygun hastalıklar meydana getirecektir. Aynı şekilde,
bütün bir yıl sıcak ya da soğuk olursa, sıcak veya soğuk niteliğine uygun hastalık meydana gelir. Balgam karakterine sahip insanlarda soğuk hava, paraliz, sara, felç, kasılma, yüz felci meydana getirir ve
sıcak hava iltihaplı şişlere sebep olur ve de şiddetli hummalar meydana getirir. Buna göre, bütün bir yıl boyunca, belli bir mevsimin ısrarlı mevcudiyetinin ona uygun hastalıkları meydana getireceğini
ümit etmek, mantıki olmayacak mıdır? Kış erken gelirse, kışı karekterize eden hastalıklar da erken görülmeğe başlar ve yaz aynı şekilde, erken başlarsa, yaz hastalıkları, önceki mevsim hastalıklarının yerini alır. Bir mevsim, fevkalade uzarsa, o özellikle de mevsim yaz veya sonbaharsa, birçok hastalık meydana getirir.
Mevsim değişmeleri, vücudun çeşitli durumlarında yaygın etki yapar. Bu, herhangi bir zamanda veya belli aralıklarla tekrarlanmadan kaynaklanmaz, fakat mevsimlerin niteliklerindeki değişmeden kaynaklanır. Bundan dolayıdır ki, bir günün seyri içinde sıcaklıktan soğuğa doğru havanın değişmesi, farklı fertlerde farklı etkiler meydana getirir. Sonbaharın yağmurlu, kışın şiddetli olmaktan çok mülayim olması veya tamamen yok olması sağlık açısından, en iyisidir. Aynı şekilde, ilkbahar tamamen yağmurlu ve yaz da tamamen kuru olmamalıdır.
Beşinci Bölüm
Taze Hava
Hava duman ve su buharıyla kirletilmediğinde temiz olarak kabul edilir. O, duvarlarla ya da örtü altına kapatılmamalıdır, ve gerçekten, serbest ve açıkta olmalıdır. Ancak, eğer, dışarıdaki hava tozluysa,
kirlenmişse, içerideki, kapalı yerdeki hava tercih edilmelidir. En iyi hava, havuz, çukur, bambu ve sularla kaplı araziler ve sebze bahçeleri , özellikle lahana ve çayırlık alanlardan çıkan buharların olmadığı, saf ve temiz havadır. O (hava), porsuk ağacı, fındık ve incir ağaçları gibi yoğun şekilde çok fazla gelişmiş ağaçlardan yükselen buharla da kirletilmemelidir. Aynı zamanda, havanın kirli gazlada kirletilmemiş olması esastır. İyi hava, taze rüzgara açık olmalıdır ve yayla veya yüksek dağlardan gelmelidir. O, Güneş’in doğusuyla çabucak ısınan ve güneş batınca da derhal serinleyen kuyular ya da çukurlarda mahsur kalmış olmamalıdır. Yakın zamanda boyanmış veya alçılanmış olan duvarla da çevrili olan hava taze hava değildir. Eğer, hava boğuyorsa veya rahatsız edici ise, sağlıklı değildir.
Havadaki bazı değişmelerin normal, bazısının anormal ve zararlı olduğu zaten zikredildi. Geriye kalan bazı hava şartları da anormaldir, fakat özellikle zararlı değildir. Havadaki değişmeler, zararlı olsunya da olmasın, mevsimlik veya düzensiz olabilir. Bir mevsimin, çeşitli hastalıklar meydana getirmesinden dolayı, hava değişmesinden çok kendi niteliğini koruması gerekliliği en önemli noktadır.
Altıncı Bölüm
Havanın Niteliksel Etkileri ve Mevsimin Etkileri
Sıcak Hava: Gevşeklik yapar ve yayılma gösterir. Böylece mutedil sıcaklık yüzeye doğru havanın çekilmesiyle kırmızı bir yüz meydana getirir. Eğer hava, çok sıcaksa, yüz rengi sarıya döner ve kan bütün yüzeye dağılır.
Bu hava çok fazla terleme meydana getirir, idrar miktarını azaltır ve sindirimi zayıflatır ve de çok fazla susuzluğa sebep olur.
Soğuk Hava: Vücudu sertleştirir; sindirimi güçlendirir; vücut içinde hapsolmuş hıltlar ve terlemeyi azaltarak, idrarı artırır. Soğuk rektumda, anal sfinkterde spazm meydana getirir ve böylece dışarı atılmayı engeller
ve ataleti artırır. O, suyu ayırır ve onu böbreklere doğru sevk eder ve fekal maddeleri daha sertleştirir.
Nemli Hava: Deriyi yumuşatır ve vücuttaki nemi artırır.
Kuru Hava: Vücudu inceltir; deriyi kurutur.
Sis: Endişe yaratır ve hıltları rahatsız eder. Sis kesif hava ile aynı değildir; sonraki mütecanis olarak, daha yoğundur, halbuki sis kaba partiküllerle karışmıştır. Bundan dolayı, bakıldığında adeta çırpınıyor gibi görülecektir. Sis çok fazla duman ve buharın karışımı olmasından dolayı bulutludur. Bu konu anormal hava değişimleriyle ilgili olarak, tekrar ele alınıp tartışılacaktır.
Mevsimin Etkileri
Her mevsim, kendi doğal niteliğine veya kendi özel kaidelerine sahiptir. Bir mevsimin sonu ve diğer mevsimin başı, aynı kaidelerle idare edilir ve aynı tip hastalıklar meydana getirir. İlkbahar hayati gücün ve kanın mizacına, hareketinin uygun olması dolayısıyla doğal olarak en iyi mevsimdir.
Her ne kadar, yukarıda zikredildiği gibi, tarafsız olarak dengeliyse de o, değişmeye meyillidir ve hafif kozmik ısıya ve doğal neme eğilimi vardır. O, yüzün rengini, kanı yüzeye çekerek, gül rengine döndürür, ancak fazla sıcaktaki gibi bir yayılım göstermez. İlkbaharda kronik hastalıklar, hareketle faaliyete geçerler ve onlar kokulu hıltlar akıtırlar. Bundan dolayı melankolik depresyonlar, bu mevsimde faal hale gelir; kişiler, yemeğe düşkün hale gelir. Ancak kışın, kalıcı alışkanlıklar meydana gelir ve ilkbahar hıltların sıvı hale gelmesi ve gerilime İlkbahar, uzadığında, yaz hastalıklarının oluşmasında düşüş görülür.
İlkbahar Hastalıkları:
Kanlı dışkı, epistaksis, kara safranın sebep olduğu melankoli gerilimi, iltihaplanma, kabarcıklar, boğaz rahatsızlıklarının kötü şekilleri, çıban, apseler, damar kesikleri, kan tükürme, rahatsız edici öksürük,
özellikle soğuk kış mevsiminin karakteristik hastalıklarıdır. Bu ilkbahar mevsiminde zaten verem gibi hastalıklardan mustarip olan hastalar daha kötüleşir. İlkbahar, balgam safralarını faal hale getirdiğinden, inme, paraliz ve eklem ağrıları görülür. Bu mevsimde hastalığın ortaya çıkmasına yardımcı olan etkenler şunlardır: a. fazla fiziksel ve zihinsel faaliyet ve b. sıcak yiyeceklerin alınması. Bu mevsimin hastalıklarının engellenmesinin en iyi yolu kan alma, müsille bağırsakları temizleme, besin ve alkolü sınırlı alma ve bol miktarda sıvı gıda almadır. Eğer alkol alınırsa, onun su ile sulandırılması gerekir. İlkbahar özellikle çocuklar ve gençler için iyidir.
Kış: Kış beslenmeye yardımcı olur, çünkü a. Soğuk, vücut içindeki doğal ısının temel maddesini bir araya getirip, toplar ve böylece onu daha güçlendirir ve yayılımı azaltır, b. Bu mevsimde, daha az meyve yenmelidir, c. Besin daha doğal tiplerden meydana gelmelidir, d. Bu mevsimde, yemekten sonra daha az hareket etmelidir ve e. Sıcak yerlerde kalma temayülü daha fazladır. Kış sarı safrayı azaltmak için en etkin mevsimdir, çünkü o, soğuktur ve günler daha kısa, geceler daha uzundur. Mademki kış hastalık maddelerini dondurmaya daha çok eğilimlidir, o takdirde, onun besin maddelerinin sıvılaştırılmasına ve çözülmesine de ihtiyacı vardır.
Kış Hastalıkları:
Genellikle tabiat olarak balgam karakterinde bir mizaca sahiptirler. Bu mizaçta balgam o kadar artar ki o, kusmayla serbestçe dışarı çıkar. Bu mevsimde görülen şişler, genellikle, soluk, beyaz renktedir. Soğuk ve onun ortaya çıkardığı başka patolojik olaylar bu mevsimde olağandır. Sonbahar rüzgarları estiğinde, soğuğu plorit (pleura iltihabı) pnömoni (akciğer iltihabı), ses kısılması, ağrı ve diğer boğaz hastalıkları izler. Kış tam manasıyla kendisini kabul ettirdiğinde, göğüs vücudun yan taraflarında, sırt kaslarında, ağrı ve kronik baş ağrısı ve hatta sık sık sara ve felç, balgam salgısının fevkalade çok miktarda toplanmasına sebep olur. Kış yaşlı ve takati kesilmiş kişiler için sıkıntılıdır; fakat genç ve sağlıklı insanlar için faydalıdır. Bu mevsimde, idrar daha çoktur ve çok tortuludur.
Yaz: Yaz hıltları ve hayati güçleri yaygınlaştırır; kuvvetleri ve onların fonksiyonlarını zayıf düşürür. Kan ve balgamın her ikisi de bu mevsimde azalır, fakat sarı safra artar. Yaz sonuna doğru, kara safra, hakim olmaya başlar. Çünkü safranın daha ince kısmı sıcakla yayılır ve daha ağır kısmı arkada kalır (sevda gibi). Yaşlı insanlar ve onlar gibi olanlar, yazın güçlü ve sağlıklı görünür. Yazın yüzeye yakın gelen kan, kısa zamanda yayıldığından, yüzün rengi sarıdır. Bu mevsimde, hastalıklar genellikle kısa sürelidir. Bunun sebebi, genel sağlık iyi olduğunda, havanın hıltların olgunlaşmasına ve çözülmeyle de dışarı atma işlemine yardımcı olmasıdır. Ancak bu yeterli derecede olmazsa, yaz sı cağı dokuları gevşetir ve zaafiyet meydana getirir veya ölüme sebep olabilir. Kuru yaz, hastalığın seyrini kısaltır; nemli yaz, tersine hastalığı uzatır. Nem alelade ülserleri kronikleştirir. Karında su dolması (ascites), diyare ve bağırsaklarda gevşeklik olağandır. Yazın hastalığın yönü, hıltların üst kısımlardan alt kısımlara seyri şeklinde ortaya çıkar.
Yaz Hastalıklan:
Gün aşırı gelen hummalar, devamlı ve yüksek ateşle, genel harabiyet ve gözlerin ve kulakların ağrılı rahatsızlıklarıdır. Düzenli rüzgarlar azalıp eksildiğinde, yılancık ve aynı mizaçta olan diğer iltihaplı rahatsızlıkların oluşmasını destekler ve geliştirir. Yaz, mutedil, çoğunlukla, bahar gibi olup, ancak çok kuru değilse, hummalı hastalara yarar sağlar. Onlar (hastalar), kriz sırasında daha az kuruluk hissederler ve daha çok terlerler; sıcak, ısının hasta hıltları sıvılaştırmasından dolayı hem terlemeyi kolaylaştırır, hem de nemlilik dolayısıyla delikleri gevşeterek açar. Sıcak ve nemli olan bir güney yaz tipi, kızamık, çiçek vs. gibi bulaşıcı hastalıkları yaygın hale getirir. Kuzeydeki, yaz soğuk ve kuru olmaya temayül eden bir yaz, olup genellikle, sağlıklıdır, fakat, soğuğun sebep olduğu hastalıklar, daha sık görülür, çünkü, içte ya da dıştaki ısıyla sıvılaştırılan salgılar, dokular ve organları sıkıştırır. Soğuğun meydana getirdiği hastalıklar, çeşitli nezle halleridir; genel soğuk algınlığı ve onun karmaşık [patolojik] durumları gibi. Kuru olan kuzey yaz tipi balgamsı karakterin baskın olduğu erkeklerde olduğu kadar, kadınlarda da yararlı olur, ancak [sarı] safralı insanlar bu havada, gözün conjunctiva tabakasının iltihabı ve sıcak hummaların kronik tiplerinden zarar görmeye müsaittir. Kuru bir yazda, kara safra bu mevsimde kullanılmaya elverişli sarı safranın yanmasıyla belirgin hale gelir.
Sonbahar: Sonbaharda hastalıklara daha sık rastlanır, çünkü, a. sıcak ve soğukta görülen geniş dalgalanma; b. hıltlarda düzensizliğe sebep olan meyvelerden fazla miktarda yemek; c. daha önceki yaz mevsiminden bu mevsime taşınan zayıflık; d. genellikle, bu mevsimde görülen zararlı yiyeceklerin [nispeten] daha hafif kısmından çabucak ve kolayca yayılan anormal hıltlar, bu mevsimde muhtelif hastalıkları ortaya çıkarır, e. soğuk yayılıını ve hıltların atılması azalır ve onları içeriye yöneltir.
Kan sonbaharda azdır, bundan dolayı, sonbahar nitelik olarak kan mizacına zıttır, böylece o, yazın kullanılan ve harap edilen kanı yerine koymayı başaramaz. Yaz hıltları yakar ve sonbaharın soğuttuğusarı safrayı meydana getirir ve böylece sevdayı (kara safra) meydana getirir.
Sonbaharın ilk kısmı, bir ölçüde yaşlı insanlar için yararlıdır, fakat sonuna doğru bir hayli rahatsız edici hale gelir.
Sonbahar hastalıkları, kuru egzama, yassı solucan, kanser, eklem ağrıları, düzensiz hummalar ve zaten zikredilmiş olan, bu mevsimdeki fazla kara safranın sebep olduğu üç günde bir görülen nöbetlerdir.
Dalak da aynı sebepten dolayı, büyür, sıcak ve soğuğun gösterdiği geniş dalgalanmanın sonucu olan uyumsuzluk mesanenin mizacını etkiler ve sık sık idrar atmaya ve idrar zoruna sebep olur. Soğuk ince hıltlar içeriye yöneldiğinde, bağırsaklar, gevşemeye meyleder. Siyatik de yine bu mevsimde gelişir. Boğazın safravi ve ateşli şişleri bu mevsimde daha yaygındır; ilkbaharda balgamsı şişlerin görülmesi gibi, her ikisi de önceki mevsimden kalan hıltların faaliyetlerinin sonucudur. Bağırsakların kuruluğundan dolayı ortaya çıkan ileusa (bağırsak tıkanması) çok sık rastlanır. Ara sıra koma, akciğer hastalıkları, sırtta ve bacaklarda ağrı görülür. Bunların sebebi, yazın tahrik edilmiş hastalıklı hıltların, gelmekte olan kışın soğuğunun dokuların içinde sıkıştırılmış olmasıdır. Bağırsak kurtları, sindirimin iyi olmaması ve zayıf dışarı atma gücünden dolayı yaygındır. Kuru çiçek hastalığına da sonbaharda sık rastlanır, özellikle de, eğer daha önceki mevsim, yani yaz alışılmışın dışında sıcaksa durum böyledir. Bu mevsimde delilik de yaygındır. Çünkü kara safra anormal sarı safra hıltı ile karışır. Akciğerierin ülserleşmesi fevkalade kötü bir şekilde etkilenir. Daha basit hastalık ters bir şekilde etkilenirken, saklı verem faal hale gelir. Sonbahar, yazın görülmeyen hastalıklara fevkalade iyi fırsatlar sağlar. İdeal bir sonbahar nemli ve yağmurludur. Kuru bir sonbahar, özellikle zararlıdır.
Yedinci Bölüm
Mevsim Anormallikleri
Kuzeye ait bir ilkbaharı izleyen güneye ait kışı, fevkalade çok yağmurlu, çok fazla sıcak bir yaz izlerse ve ilkbahar vücutta hastalıklı hıltları saklamışsa, sonbahar çocuklarda fevkalade yüksek oranda ölüme yol açar ve dizanteri, bağırsak ülserleri ve düzensiz ve gün aşırı görülen nöbetlere yatkınlığı artırır. Eğer, güneye ait kış çok fazla nemlilik gösterirse, ilkbaharda, kadınlar çocuklarını kaybedebilir ve eğer hamilelik sonuna kadar devam ederse, çocuk ölü doğar, zayıftır ya da hastalıklıdır. Göz iltihabı (conjunctivitis), kanlı iltihaplar, sık sık soğuk algınlığı ve nezleler görülür; özellikle yaşlı insanlarda, nezle sinirleri etkiler ve sık sık, hayati kuvvetin geçişinin engellenmesiyle ani ölümler görülür.
Eğer, ilkbahar, yağmurlu ve güney tipi ise, [ve onu] kuzey tipinde bir kış izlerse, şiddetli hummalar, conjunctivitis, diyare, safkandan sık çıban ve nezleli hastalıklar yazın yaygındır. Bunun sebebi kışın sağuğundan donmuş olan fl.egma (balgam) ısı ile faaliyete geçerek, boşlukları tıkar, kapatır. Özellikle nemli mizaçlı kişilerde durum böyledir; örneğin çoğunlukla kadınlarda olduğu gibi. Bu tip havada,
çürütücü, bozan hummalar yaygındır, fakat eğer o sırada yangın varsa, gökyüzünde “köpek yıldızı” görüldüğünde veya soğuk kuzey rüzgarları estiğinde, bu hastalıklar tamamen kaybolur. Bu tip bir mevsim kadınlar ve çocukları en kötü şekilde etkiler. Ona yenilmeyenler üç günde bir gelen nöbetlere duçar olurlar ve bunun sonucu olarak da, vücuttaki hıltların yanmasından dolayı, yılancık, dalak ağrısı ve karaciğer zaafiyeti gibi hastalıklara maruz kalırlar. Ancak, o, yaşlı insanlara soğuk mevsiminki kadar zararlı olmaz.
Kuru ve kuzeye ait yaz mevsimini, güneye ait yağmurlu bir sonbahar izlerse, onu izleyen kış nezle eğilimi ile birlikte, baş ağrısı, öksürük, kısık ses hasıl edecektir ve verem hastalığına müsait bir zemin hazırlayacaktır.
Güneye ait yaz mevsimini, kuzeye ait yağmurlu bir sonbahar izlerse, daha önce ifade edildiği gibi, sık sık baş ağrıları, nezle, öksürük, kısık ses hasıl eder.
Hem yaz hem de sonbahar nemliyse ve güneydeki gibi ise, onu izleyen kış mevsimi, üşümeye sebep olan tipte hastalıklar meydana getirir. Kışın hılt fazlalığı ve deliklerin kapanması, tıkanması, çürüme, bozulma meydana getiren düzensizlikleri oluşturur.
Böylece, bu tip bir mevsimi izleyen kış, hasta ve kokuşmuş maddeyi bir araya toplar ve sonuç olarak, birçok hastalık meydana gelir. Ancak, eğer, hem yaz, hem de sonbahar kuru ve kuzeydeki tipteyse, müteakip kış balgam karakterinde mizaçlı erkek ve kadınlara faydalı olur, ancak, diğerleri, kuru conjunctivitis, kronik nezle, şiddetli hummalar ve melankoliden mustarip olacaklardır; acı soğuk ve yağmurlu bir kışta yakıcı idrar atma (sistit) yaygın bir şikayettir.
Şiddetli sıcak ve kuru bir yaz, boğazda mutedil ya da ciddi ve yaygın ya da belli bir bölgesinde, içten veya dışarıdan kopmalara sebep olan iltihaplar meydana getirir. İdrar tutukluğu (dysuria) ve mutedil kızamık ve çiçek nöbetleri de yaygındır. Bu tip yaz, gözde çeşitli rahatsızlıkları meydana getirir ve kan bozukluğu, endişe, amenorrhoea (adet yokluğu), kan tükürme (haemoptysis) meydana getirir.
Kuru bir kışı izleyen ilkbahar genellikle sağlıksızdır. Ağaçlar ve diğer bitkiler salgınlardan etkilenirken, onlarla beslenen hayvanlar da bundan etkilenir. İnsan her ikisini de yediğinden (yani hem meyve ve sebze, hem de et yediği için) o da bu durumdan etkilenir.
Sekizinci Bölüm
Anormal Fakat Hastalık Meydana Getirmeyen Hava Değişiklikleri
Biz şimdi hastalık meydana getirmesi gerekmeyen bazı diğer hava değişimlerini açıklayalım. Bunlar, göksel ve yersel sebeplerden kaynaklanırlar. Bunların bazısı, zaten mevsimlerin etkileri anlatılırken zikredildi.
Göksel Değişmeler
Göksel değişmeler, yıldızların etkisinin sonucudur. Böylece, birçok büyük, parlak yıldız, Güneş’in yanında bir grup teşkil ederler; bu gruplamanın altındaki yerin kısımları, had derecede sıcağa döner; bu yıldızlar, yerin yanından uzaklaştığında, ısı azalır. Şüphesiz, sadece, bu gurup zenitte yeterince uzun zaman kalırsa, bu vukuu bulur.
Yersel Değişmeler
Yersel değişmeler, enleme, çevrede dağların mevcudiyeti veya yokluğuna, denizlerin yakınlığına, rüzgarların yönüne ve tabiatına ve de toprağın tabiatına dayanır. Şimdi bunları biraz daha ayrıntılı olarak anlatalım.
İklimin Üzerinde Enlemin Etkisi
Kuzeyde, Yengeç bölgesinde (tropik bölge: 23° 27′ kuzey enlemde) ve güneyde Akrep bölgesinde (23° 27′ güney enleminde) Ekvatoral bölgenin diğer ülkelerden ya da Tropikal Yengeç bölgesinin kuzeyinde veya Tropikal Yengeç Burcunun güneyindeki, ülkelerden daha sıcaktır. Ekvatoral bölgenin önemli değişmelere konu olmadığı doğrudur. Ekvatorda sadece özel etken, güneşin zenitteki durumudur, fakat, Güneş uzun zaman zenitte olmakta ısrarlı olduğundan, bu durum tek başına o kadar etkin değildir. Bundan dolayı, öğleden sonraki ibadetler sırasında sıcaklık, öğle zamanındakinden daha fazladır. Aynı sebepten dolayı, Yengeç Burcu sonunda ya da Aslan Burcunun başında Güneş maksimum eğim noktasındakinden daha sıcaktır. Aynı şekilde, Güneş, daha az eğimi olan bir yere doğru, Yengeç Burcu boyunca geçtiğinde, eğer, o, Yengeç Burcuna erişirse, aynı eğim açısında kaldığında, olabileceğinden daha sıcak olur. Ekvator bölgesinde, Güneş sadece birkaç gün zenitte kalır, fakat onun ışınları süratle eğim kazanır. Bunun sebebi, eğim hızının ekinoks noktalarına doğru giderken, solistis noktalarına doğru hareketinde olduğundan daha süratle artmasıdır. Gerçekte, solistis noktalarında Güneş’in pozisyonu, üç ya da dört günlük bir dönem için dahi, kayda değer bir değişme göstermez. Böylece enlemleri tam eğime yakın olan ülkeler, diğerlerinden ve de ekvatorun her iki tarafında onbeşinci derecedeki ülkelere nisbetle daha sıcaktır. Sıcaklık Ekvatorda Yengeç bölgesindeki kadar fazla değildir. Daha kuzeydeki ülkeler, ancak, Ekvatordakilerden daha serindir. Yukarıda zikredilen yasalar, diğer etkenlerin hiç birinde değişme olmadığını farzederek iklim üzerinde enlemin etkisini anlatır.
Yüksekliğin İklim Üzerindeki Etkisi
İklimler yerin çevresinde değişiklik gösterir. Aşağıdaki kıtalar daha sıcak yukarıdakiler daha serindir. Ülkemizde, yerin yakınında atmosfer, yüksek yerlerden daha sıcaktır, çünkü Güneş ışınları alçak yerlerde, yüksek yerlerden daha kuvvetlidir. Bu, fizik konusundaki kitaplarda tam olarak açıklanmıştır. Işınlar, alçak yerlere düştüğünde, sıcaklık vadi içinde hapsolmuş olduğundan yoğunlaşıp şiddetlenmiştir.
İklim Üzerinde Dağların Etkisi
Yüksekliğin etkisi, yüksek yerlerin etkisine ilişkin olarak anlatılanla aynıdır. Dağlar, atmosferi, oradaki yer ve mahal vasıtasıyla etkiler. Yüksek dağlar, iklimi iki yoldan etkiler; a. onlar ışığı yansıtır veya Güneş’i kapatır; b. rüzgarı engeller veya rüzgar oluşmasında yardımcı olur. Önceki etki, kuzeydeki dağların olduğu yerlerde gözlenebilir. Işınların yansıması kuzeyde olsa bile, onları ısıtır. Dağlar, batıda olduğunda, aynı şey geçerliliğini korur, ancak doğu açıktır. Eğer dağlar doğuda ise, Güneş sadece öğleden sonra göründüğünden dolayı [Güneş], zaten meyilli olduğundan, ışıkların şiddeti sürekli olarak azalır ve daha az ısı verir. Batıda olan dağlarda yükselen Güneş’e açıktır. Dağların perdeleyen etkisine bakarken, kuzey taraftaki dağların soğuk rüzgarlara karşı koruduğu, ancak Güneş’deki sıcak rüzgarlara maruz kaldığı ifade edilebilir. Rüzgarın hızı, vadilerde açık çöllerdekinden daha büyüktür. Bunun sebebi, dar geçitler boyunca esen rüzgarın daha çok bir araya toplanıp ve daha hızlı ve sürekli esmesidir. Bu zaten Fizik kitaplarında bütünüyle açıklanmıştır. Su ve diğer sıvılar aynı şekilde hareket ederler. Dağların etkisi bakımından, bir kasaba için ideal yer kuzeyde ve doğudaki açıklık olacaktır ve güney ve batıda korunmuş olan yerler olacaktır.
Okyanusların İklim Üzerinde Etkisi
Deniz havası, genellikle daha nemlidir. Eğer deniz kuzeyde ise, soğuk su üzerinden geçtiğinden, soğur; eğer deniz güneyde ise, su buharıyla yüklendiğinden, yoğunlaşır ve eğer kuzeyde onun geçişini engelleyen dağlar varsa, bu yoğunluk daha da artar. Deniz batı yerine doğuda ise, hava daha nemli hale gelir. Bunun sebebi doğu tarafında yükselen Güneş’e açık suyun buharlaşması, halbuki batı tarafında, onun (su) nisbeten etkilenmemesidir. Bu [durum] deniz kenarında nem olduğu, ancak eğer sürekli ya da ara sıra rüzgar olduğunda ve dağlarla engellenmemişse, hava bozulmadan kalır şeklinde özetlenebilir. Diğer taraftan, dağlar engellediğinde hiç rüzgar (hava akımı) olmayan yerlerde, hava kokuşur ve hıltları da kokuşturur. Böylece, en iyi durum, kuzeyden ve biraz da doğudan ve batıdan gelen rüzgarların olmasıdır. Rüzgarın en kötü tipi güneyden gelendir.
Rüzgarın İklim Üzerindeki Etkisi
Rüzgarın yönünün insan vücudu üzerinde genel bir etkisi vardır, fakat aynı zamanda, farklı yerlerde özel değişiklikler meydana getirir. Güneyden gelen rüzgarlar genellikle sıcak ve nemlidir. Onlar, sıcaktır, çünkü onlar, Güneş’e yakınlığının bir neticesi olarak sıcak olan bölgelerden gelir. Çok sıcak olan Güneş’e açık olduğundan dolayı, buharlaşma ve böylece nemlilik oluşturan güneydeki okyanuslardan gelen rüzgarlar nemlidir. Kuzeyden gelen rüzgarlar soğuktur, çünkü onlar, karla kaplı arazi (kıtalar) ve dağlar üzerinden geçer. Bu rüzgarlar da kurudur, çünkü onlar okyanus suları üzerinden geçmezler, fakat buharlaşmanın yavaş olduğu katı buz ve düz platolar üzerinden geçer.
Doğudaki rüzgarlar, sıcaklık ve soğukluk bakımından, iyi dengelenmiştir, fakat batı rüzgarlarıyla karşılaştırılınca, daha kurudur. Bunun sebebi batı ülkelerinin kuzey kısımlarında daha az buharlaşma olmasıdır, halbuki bizim ülkemiz (İbn-i Sina Buhara’da Afşana’da doğmuştur ve Hemadan’da ölmüştür) doğu ülkelerinin kuzeyinde bulunur. Batı rüzgarları nemlidir, çünkü onlar denizler üzerinden geçer, fakat doğu rüzgarları kadar nemli değildir, çünkü onlar Güneş’in aksi istikametinde hareket eder. Doğu rüzgarlarının sabah, batı rüzgarlarının akşam estiğini hatırlamakta yarar vardır. Batı rüzgarları, bu sebepten doğu rüzgarlarından nisbeten daha serindir. Ancak, her ikisi de kuzey ve güney rüzgarlarından daha yumuşaktır.
Yukarıda ifade edildiği gibi, rüzgarların genel karakterleri araya karışan etkenler yoluyla değişmelere konu olurlar; örneğin eğer güneyde karla kaplı dağlar varsa, güney rüzgarları daha soğuktur; bunun yanısıra, kuzey rüzgarları sıcak vadilerin üzerinden geçerse, daha sıcaktır.
Rüzgar fırtınası iki tiptir: a. sıcak çöller üzerinden geçenler; b. ateşin alevleri gibi acaip, kokulu atmosferlerle dumanlı neviden olanlar. Atmosfer sıcak hale gelirse, maddenin ağır parçacıkları yere doğru yanarak aşağı düşer; bunun yanı sıra daha hafif parçacıklar, önceki gibi havada asılı kalır.
Fılozoflara göre, fırtınalar atmosferin üst tabakalarında meydana gelir ve her ne kadar onlar, daha aşağı tabakalarda asılı bulunan parçacıkları kabul etseler de onların (partiküllerin) hareketi, yönü ve rüzgarlar içindeki şekillenmesi, atmosferin daha yüksek bölgelerinde belirlenir. Bu genel olarak, rüzgarların nasıl teşekkül ettiğinin bir açıklamasıdır, fakat onun delili, Felsefenin bir dalı olan Fizik içinde bulunur. Bu konu, yerleşim yerleri tartışıldığında tekrar ele alınacaktır.
Toprağın İklim Üzerindeki Etkisi
Yerler, toprağın doğasına göre farklılık gösterir. Toprak saf, kayalık, kumlu, bataklık ya da fevkalade tuzlu, az otlu veya diğer ağır bazı kimyasal maddelerle karışmış olabilir. Bütün bu faktörler yerleşim yerlerinin su ve havasını etkiler.
Dokuzuncu Bölüm
Atmosferdeki Rahatsız Edici Anormal Değişmeler
Rahatsızlık veren atmosferdeki anormal değişmeler iki çeşittir. Bunlar; havanın maddesindeki ve onun niteliğindeki değişmelerdir.
Havarıın Maddesindeki Değişmeler
Havanın maddesindeki bir değişme demek, havanın doğal özelliklerinden çıkarak az çok tahammül olunmaz hale gelip, hastalıklı (bozuk) hale gelmesi demektir. Bu çeşitten bir değişme, bir salgın diye adlandırılır. Salgın, üstü kapalı ve durgun sularda meydana gelen [duruma] benzer bir şekilde havanın belli bir şekilde bozulması, kokuşmasıdır.
Havadan, biz, saf ve basit bir element olan havayı kastetmiyoruz, fakat etrafımızı saran atmosferdeki havayı kastediyoruz. Bu havanın, herhangi bir varlığa sahip olduğu düşünülse bile, saf elementer hava değildir. Atmosferdeki hava, elementer havadan farklıdır. Temel bir element için parçalanmak [veya bütünlüğünün bozulması] mümkün değildir. Elementler şekil ya da nitelik bakımından biri diğerine dönüşür; örneğin su havaya [buhar] dönüşebilir. Burada havadan kastedilen şudur: a. elementer hava; b. buhar şeklinde su; c. yerden yükselen toz ve duman partikülleri ve d. ateş (ondaki ısıtma elementi
olarak). Eğer atmosferik hava, havayı ifade etse, o taktirde durgun deniz ya da göl suyu da, her ne kadar saf ve basit su değillerse de, “su” diye adlandırılır. Şüphesizki, durgun bir suyun temel öğesi “saf sudur, fakat, ateş, hava ve toprakla karışmıştır. Böylece, atmosferik hava, durgun deniz suyu gibi, sık sık kokuşmaya maruz kalabilir, öyleki onun cevheri hastalıklı ve durgun göl suyu gibi tehlikeli hale gelebilir. Havanın yaygın halde kokuşması yaz sonlarına doğru ve sonbahar başlarında olağandır; bu konu bir başka yerde açıklanacaktır.
Havanın Niteliğincieki Değişmeler
Havadaki niteliksel bir değişme, havanın düzensiz bir şekilde sıcak veya soğuk hale gelmesini ima eder. Bazen, bu değişmenin, hem bitkilerin hem de hayvanların hayatını harap ettiği ifade edilir. Bu değişme, şöyle olabilir: a. mevcut (hüküm süren) niteliğin, havayı hastalıklı hale getirecek derecede fazla oluşu, ya da b. zıt nitelikliğe dönüşme; örneğin sıcak havanın fevkalade soğuk havaya dönüşmesi gibi. Havadaki değişmeler, cevherinden ya da niteliğinden kaynaklansın, vücutta çeşitli tiplerde düzensizlikler meydana getirir; örneğin havanın kokuşması hıltların kokuşmasına sebep olur ve bu da diğer ruhlarda daha çok ilkin, havayı kabul eden kalp (kan) hıltında [ortaya çıkar].
Sıcak hava, eklemleri gevşetir ve vücuttan salgılar yayar ve hayati gücün yayılmasına sebep olur. O, ruhları zayıflatır ve doğal sıcaklığın harcanmasıyla, – ki o, vücut içinde fonksiyonlarını yürütebilmek için tabiat tarafından kullanılan bir alettir – sindirimi rahatsız eder ve engeller. Sıcak hava, kanın harap olmasıyla, pembe yüz rengini sarıya dönüştürür ve hıltları daha akışkan ve hareketli hale getirir. O, hıltları kokuşturur, çürütür ve onları daha zayıf organlara sevkeder. Sıcak hava, sağlıklı insanlar için iyi değildir. Ancak, o daha çok dropsiden (karında su toplanması), paralizden, spazmodik etkilenmelerin soğuk tipinden, soğuk nezleden, nemli spazmlardan ve yüz felçlerinden muztarip olanlara iyi gelir.
Soğuk hava, bütün hayati faaliyetleri baskı altına alacak kadar soğuk hasıl etmediğinde, doğal sıcaklığın korunmasında, saklanmasında yardımcı olur; hava, hayati faaliyetleri baskı altına alacak kadar soğuk ise çok zararlı olacaktır. Soğuk o kadar şiddetli olmadığında, hıltların akışını azaltır ve onların vücut içinde kalmalarını sağlar. Ancak, o nezle, sinir zaafiyeti ve soluk borusu hastalıkları meydana getirir. Eğer soğuk ılınılı ise, sindirime yardımcı olur ve böylece, iç kuvvetleri (ruhları) güçlendirerek iştihanın artmasını sağlar. Özet olarak, soğuk havanın, sıcak havaya nisbetle daha uygun olduğu, söylenebilir. Bununla birlikte, soğuk hava sinir gücüne (ruh) karışır; ona müdahale eder. O, aynı zamanda, delikleri tıkar ve iç organları sıkıştırır.
Nemli hava, birçok insan için yararlıdır. O, derinin rengini geliştirir, yumuşatır ve delikleri açar. Bunların yanı sıra, o, bozuk kokuşturan düzensizliklere zemin hazırlar. Kuru hava, nemli havanın tersi etkiler yapar.
Onuncu Bölüm
Rüzgarın Yönünün Etkisi
Rüzgarın yönü, “Atmosferdeki Değişmeler” başlığı altında zaten anlatılmıştı. Burada, rüzgar konusu daha ayrıntılı olarak, başka bir bakış açısından ele alınacaktır.
Kuzey Rüzgarları:
Kuzey rüzgarları, çeşitli özellikleri güçlendirir ve vücudu sertleştirir. Onlar görülebilir salgıların akışını meydana getirir ve idrar miktarını artırır. Onlar, daha önce mevcut bozan ve yayılan durumlardan havayı temizler. Önce esen güney rüzgarlarıyla eritilip, sıvı haline getirilen hıltlar, onları izleyen kuzey rüzgarlarının soğukluğu ile sıkışır. Bazen, bu sıkıştırma o kadar büyük olabilir ki, salgı kanallarının ağızları ve açıklıkları bile dışarı .fırlar. Bundan dolayı baş üşütmesi ve göğüs şikayetleri çok olağandır. Kuzey rüzgarlarıyla münasebetli olan hastalıklar göğüs ağrıları, mesane ve uterus hastalıkları, dysuria, öksürük ve titreme nöbetleridir.
Güney Rüzgarları:
Güney rüzgarları, vücudu gevşetir, delikleri açar, hıltları heyecanlandım ve onları idare edip, yönlendirir. Onlar, zihnin durgunluğunu, yaralardaki bozukluğu tahrip eder ve böylece ülser, gut, baş ağrısı, sıskalık, uyuz vb. meydana getirir. Onlar, aynı zamanda bozan, çürüten hummalara da sebep olurlar, ama boğaz ağrısına sebep olmazlar.
Doğu Rüzgarları:
Doğu rüzgarları gecenin geç saatlerinde veya sabahın erken saatlerinde esince, hava incelir ve Güneş’in doğuşuyla dengelenir. Nem azalır ve hava ısınır, kurur, hafifl.er. Bununla birlikte, öğleden sonra ya da gecenin erken saatlerinde esen rüzgarlar tamamen tersi niteliktedir. Genel olarak ifade edilirse, doğu rüzgarları batı rüzgarlarından daha yararlıdır.
Batı Rüzgarları:
Batı rüzgarları, gecenin geç vaktinde ve günün erken saatlerinde estiğinde, henüz Güneş onların üzerinde yükselmediği için yoğun ve ağırdır. Günün geç saatleri ve gecenin erken saatlerinde esen rüzgarlar zıt tiptedir.