El_Kanun Fit-Tıbb /Birinci cilt/Birinci Bahis/Üçüncü Kısım/Birinci, İkinci ve Üçüncü Bölümler
T.C. BAŞBAKANUK
ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YüKSEK KURUMU
Atatürk Kültür Merkezi Yayını: 469
MİZAÇLAR
Bu kısım üç bölümden meydana gelmiş olup, mizaçlar hakkındadır.
Birinci Bölüm
Mizaçların Tanımı
Mizaç, unsurların zıt özelliklerinin karşılıklı etkileşmesinden ortaya çıkan bir keyfiyettir. Unsurlar, birbirleriyle sıkı temas edebilmek için çok dakik parçalara ayrılmıştır. Bu parçacıkların nitelikleri etkin olduklarında ve birbirleri üzerinde etkin olduklarında, orada, bütün unsurların parçacıklarına, aynı şekilde yayılıp, dağılmış olan yeni bir model ortaya çıkar Mademki, unsurların ilk kaliteleri dörttür, yani, sıcak, soğuk, kuru ve nemlidir, o halde, yeni düzenlenmiş ya da par çalanmış bir cismin mizacı bu niteliklerin bir ürünüdür.
Teorik olarak, mutlak mizaç iki cinstir:
- Dengeli olan mizaç: mizacın zıt nitelikleri nicelik yönünden tam olarak eşit olduğunda ve denge bu niteliklerin mutlak ortalaması olduğunda [mizaç dengelidir].
- Dengesiz mizaç: mizacın nitelikleri eşit olmadığında ve bir tarafa meylettiğinde, mizaç dengeli değildir. Eğer sıcaklık, soğukluk, kuruluk ve yaşlıktan birisi baskınsa, basit bir dengesizlik ortaya çıkar.
Eğer bu dört nitelikten herhangi ikisi baskın olursa, bileşik dengesizlik ortaya çıkar. Bir mizaç asla mutlak olarak dengeli ve dengesiz olamayacağı için, böyle bir sınıflama tıpta geçerli değildir. Doktorlar, bu anlamda mutlak bir dengenin herhangi bir şeyde mevcut olmadığını, Fizik bilimler vasıtasıyla kabul etmek durumundadırlar. Burada, sadece insan vücudunu ya da onun herhangi bir organını ele alalım. Tıbbi anlamda denge veya eşitlik, niteliklerin eşit olmasına ya da eşit dağılımına bağlı değildir, fakat onların eşit olabilmelerine bağlıdır, yani, unsurların nitelikleri ve nicelikleri öyle bir şekilde vücutta dağılmalıdır ki, sonuçta elde edilen örnek vücut tipi ya da dengeli tip, bütün vücut ya da tek tek organlar olarak, insanda, mutedil olana en yakın olan olmalıdır. Ancak, insana ait mizaç, yukarıda söz konusu edilen mutlak mizaca çok yakındır.
Dengeli Mizaçlar:
Ne dengesi ya da tipi, o kadar ölçülü olmayan, ne de mutlak dengeye o kadar yakın olmayan insanda ve diğer canlılarda, normal şartlar altında mizacın sekiz çeşidi vardır; türün genel tipi, türün özel tipi, ırkın genel tipi, ırkın özel tipi, kişinin genel tipi, kişinin özel tipi, organın [diğer organlar karşısında] genel tipi, organın özel tipi. Bu çeşitler, insana göre şöyle belirlenebilirler:
Diğer yaratıklara göre insan türünün genel tipi: Bu mizaç, gerçek ten çok geniş bir grubu içine alır; yaygındır. Ancak, onun sınırları, o kadar iyi belirlenmiştir ki, herhangi bir fazlalık veya bozukluk onu, insan mizacından çıkaracaktır.
İnsan cinsinin özel tipi, yukarıda zikredilen geniş ve yaygın insan tipi arasında ortada bir konumdadır; en dengeli ırkın kişisinde bulunur ve aynı zamanda, o [kişi] gelişme ve olgunluğun zirvesindcdir. Böyle bir mizaç, elbetteki, bu kısımda daha önce tanımlanan mutlak olarak dengeli olan mizaçla aynı değildir; çünkü öyle bir mizacı yaşayan bir varlıkta bulmak hemen hemen mümkün değildir, ve hatta ona yaklaşanı dahi bulmak zor olacaktır. Bu, böyle bir mizacın özenli bir oranlılık göstermediği anlamına gelmez. Bu, insanoğlunda, kalp gibi sıcak organlarda, beyin gibi soğuk organlarda, karaciğer gibi nemli organlarda ve kemikler gibi kuru organlarda eşit bir oranın varlığını göstermektedir, ki bu da onların mizacının dengesini mutlak ölçüye çok yaklaştırmaktadır. İnsan vücudundaki böyle bir denge burada da betimlendiği gibi, sadece deride görülebilir. Ne hayati organlar, ne de hayati güçler, mutlak dengeye yakın varlıklar olarak kabul edilmezler. Diğer taraftan, insan mizacı, daha çok sıcak ve nemlidir, çünkü biitiin hayatın kaynağı, kalp ve hayati güçler çok sıcaktır ve had derecede böyle olmaya meyillidirler. Aynı şekilde, sıcaklık insan hayatı için ve nem, gelişme ve büyüme için esastır. Sıcaklık, nem vasıtasıyla elde edilir ve burada betimlenen üç organdan sadece beyin soğuktur. Ancak, onun soğukluğu, kalp ve karaciğerden gelen ısının karşı hareketini tam olarak karşılamağa yeterli değildir. Bu üç [organdan] sadece kalp, kuruluk özelliği gösteren bir hayati organdır. Ancak, kalbin kuruluğu, karaciğer ve beynin nemini dengelemeye yeterli değildir. Eğer kalp kuru ve sıcak ise bu sadece diğer organlara nisbeten böyledir.
Bir ırkın genel tipi, türün genel tipinden daha dardır; ancak yine de bir hayli geniştir. O, mahalli iklimi ve ülkenin coğrafi durumuyla ilgilidir. Örneğin, Hintliler ve Slavların, onları sağlıklı tutacak kendi özel milli mizaç tipleri vardır. Başka bir ifade ile, farklı gruplar ve farklı insan ırklarının, insan mizacının sınırları içinde, bizzat kendi özel mizaçları vardır ve buna göre, ülke sakinlerinin kendilerine ait mizaçları vardır. Irksal mizaçların biri diğerinden farklıdır, öyle ki eğer bir Hintli Slav mizacına girse, o Hintli hastalanır, ya da bir Slav Hintli mizacına girecek olursa, o Slav helak olur. Kısacası, farklı ülkelerin insanlarının, insan tipinin sınırları içinde ve mahalli iklimle uyumlu olmak kaydıyla, kendi karakteristik mizaç tipi vardır.
Bir ülkenin en dengeli insanının özel tipi (mizacı), yukarıda açıklanan sınırlar arasında bulunan vasati bir mizaçtır ve bir ırkın her türlü mizacının en dengelisidir.
Bir kişinin genel tipi (mizacı), ilk ve üçüncü tiplerden çok daha dar sınırlar içinde kalmaktadır. O, canlı, yaşayan ve sağlıklı olan bir tek kişiye aittir. Bu tipin sınırları, ırksal sınırlar içindedir. O, bir tek kişiye ait olup, başka bir kimse ile de muhtemelen, paylaşılmaz.
Bir kişinin özel tipi (mizacı), onun özel şartlar altında, en olağan mizacıdır ve beşinci tipin sınırları arasında, ortada bulunur.
Belli bir organın genel tipi, diğer organlarınkine zıt olarak, bir organı diğerinden farklı kılan şeydir. Böylece, normal olarak, kemikler daha kuru ve beyin daha nemli; kalp daha sıcak ve sinir dokusu daha soğuktur. Bunun gibi tipler (mizaçlar), kendi gruplarının sınırlarını belirlerler, fakat bu sınırlar yukarıda söz konusu edilen sınırların kapsamından daha dardır.
Bir organın özel tipi, yedinci tipin sınırları içinde, nisbeten, orta kısmında bulunur ve özel şartlar altında, o organa en uygun mizaçtır.
İnsan, bütün canlılar arasında, mutlak dengeye en yakın olandır; ve çeşitli ırksal tiplerden, Ekvator Bölgesinde yaşayanlar mutlak dengeye en yakın olanlardır, çünkü, denizler ve dağlar gibi onun mizacını kötü etkileyecek öğeler bulunmayıp, o kendi doğasına uygun mizaca sahip olur. Yaygın bir görüş olan, Ekvatoral Bölgeye Güneş’in yakınlığı dolayısıyla mizacın dengesiz olacağı görüşü doğru değildir. Güneş’ten baş üstüne dikey olarak gelen ışınlar, atmosferde ne o kadar rahatsız edicidir, ne de bizim bulunduğumuz yerlerde ya da Ekvatora nisbeten daha uzak olup, Güneş ışınlarını o kadar dikey olarak almayan yerlerde olduğundan daha fazla dengesizlik meydana getirir. Böyle olmasının sebebi, diğer yerlerde yaşayanlara nisbetle, Ekvator Bölgesinde yaşayanların, diğer şartlarının daha iyi olması, daha dengeli olması ve rüzgarların orada nisbeten daha az değişken olmasıdır. Gerçekte, onlar, [orada yaşayanlar], daima dengeli bir mizaca sahiptirler. Bu konuda bir risale de yazdım.
Ekvatoral Bölgenin sakinlerinden sonra, dördüncü bölgenin sakinleri gelir. Onlar, ne ikinci ve üçüncü bölgenin insanları gibi uzun zaman muazzam Güneş ısısına maruz kalırlar, ne de beşinci bölgenin uzak kısımlarıyla, bunların ötesinde olduğundan dolayı, kışın uzun zaman Güneş’ten uzak kalan bölgenin insanları gibi olgunlaşmadan kalırlar.
Birey olarak insana bakarsak, mutlak dengeye en yakın olan, dünyanın en dengeli kısmında, en iyi dengeye sahip ırkın en dengeli kişisidir.
Hayati organların mizacının hiçbir yerde mutlak dengeye yakın olmadığına zaten işaret edilmişti. Gerçekten, mutlağa en yakın olan ettir, ve muhtemelen, ondan da daha yakın olan deridir. Derinin mutlak olarak dengeli olduğu söylenir, çünkü o, buz ve kaynar suyla eşit miktarda karıştınlmak suretiyle hazırlanmış olan suyun sıcaklığından etkilenmez. Bu yolla, derideki sinir dokusunun soğukluğu, kan damarları ve onların içindeki hayati gücün ısısıyla karşı dengeyi sağlar. En kuru unsur toprakla en nemli unsur su ile eşit miktarda karıştıklarında, deri kuruluk ve nemliliği değerlendirmeyi beceremez, başarısız olur, çünkü, maddi objeler, birbirlerini kendi zıtlıkları yoluyla etkilerler; aynı nitelikte olanlar birbirlerini etkilemezler.
Vücudun bütün kısımlarınınkine nisbetle el derisi en dengeli olandır. El derisinde, en dengeli olan avuç içi derisidir. Sonra, sırasıyla parmakların derisi ve onlardan da işaret parmağının derisi ve nihayet onlardan en dengeli olan işaret parmağının uç kemiğinin derisidir. Bundan dolayıdır ki, işaret parmağının ve diğer parmakların uçları duyu idraki için en iyi organlardır.
İlaçlar ve Mizaç:
Bir ilacın had derecede dengeli olduğuna işaret edildiğinde, bundan, o ilacın mutlak olarak dengeli olduğu söylenmek istenmediği, çünkü bunun mümkün olmadığı da hatırlanmalıdır. Bu, onun insan [vücudunun] dengesiyle ilgili olduğu anlamına gelmez. Eğer böyle olsaydı, temelde, o, vücudun bir kısmı olurdu. Bu, sadece, böyle bir ilacın, vücudun doğal ısısıyla harekete geçtikten sonra, vücudun normal durumunda değişiklik meydana getireceği anlamına gelmektedir ve onun ecza olarak etkisi normal insan mizacının sınırları içinde kendini gösterir. Diğer bir deyişle, böyle bir ilaç normal bir insana verildiğinde, [onun vücudunda] dikkate değer herhangi bir değişiklik ya da dengesizlik meydana getirmez.
Bir ilacın sıcak ya da soğuk olduğu söylendiğinde, burada, ne o ilacın temelde çok sıcak ya da çok soğuk olduğu, ne de insan vücudundan daha soğuk ya da sıcak olduğu kastedilmemektedir; aksi takdirde, söz konusu edilen istenmeyen bir sonuç ortaya çıkacaktır; ancak burada hazırlanan bir ilacın, kesin olarak, insan vücuduyla aynı mizaçta olması gerektiği belirtilmektedir. Burada, tam anlamıyla söylenmek istenen şey, böyle bir ilacın, vücutta, esas olarak mevcut olandan çok büyük bir sıcaklık ya da soğukluk meydana getireceğidir. Bundan dolayıdır ki, belki insan için soğuk olan bir ilaç, akrep için sıcak olabilir, ya da bir ilaç insan için sıcak, fakat yılan için soğuk olabilir. Aslında bu, bir ilacın bir kişiye, diğerine nisbetle neden daha az sıcak geldiğini de açıklamaktadır. Bu hekimlerin istenen sonucu verememiş bir ilacı, niçin bir başkasıyla değiştirmek ihtiyacını duyduklarını da ortaya koyar.
Dengesiz Mizaçlar:
Dengeli mizacı tam olarak açıkladıktan sonra, çeşitli dengesiz mizaçların bir açıklaması verilecektir. Bir ırka, bir gruba, bir kişiye ya da bir organa ait olsunlar, bütün dengesiz mizaçlar sekiz grupta toplanır.
Bunlardan tek bir niteliğin fazlalığından meydana gelmiş olanlara “basit”, ve iki niteliğin fazlalığından meydana gelenlere ise “bileşik” dengesizlikler denir.
Basit Dengesiz Mizaçlar:
Mizacın basit bir dengesizliğinde, hakimiyet, kuruluk ya da nemlilik değil, sıcaklık ve soğukluk gibi etken (aktif) niteliklerdedir; ya da pasif (edilgen) niteliklerden, karşılık tepki olarak ortaya çıkar; burada, sıcaklık ve soğukluk değil, kuruluk ve yaşlık söz konusudur. Böylece, dört basit dengesizlik, sıcaklık, soğukluk, kuruluk veya yaşlıkla ilgilidir. Basit dengesizlikler, kısa zamanda bileşik dengesizliğe dönüştüklerinden, uzun süre devam etmezler, yani, fazla sıcaklık yönünden dengesizlik, birden kuruluğa yol açar; soğukluk yönünden bir değişme nemi artırır. Kuruluk, şüphe yok ki, vücuttaki soğukluğu artırır; ancak, nem onu daha çok artırır, ve onu daha çok soğuk hale getirir. Bununla birlikte, eğer, nem artışı makulse ve dengeli ise, soğuğun ortaya çıkışı gecikir. Bundan dolayıdır ki, vücudun özel dengesini ve genel sağlığını temin edebilmek için genel olarak, sıcaklığın, soğukluktan daha uygun olduğu görülecektir.
Bileşik Dengesiz Mizaçlar:
Yukarıda ifade edildiği gibi, bileşik dengesiz mizaçlar iki niteliğin hakimiyetinden meydana gelir: bunlar sıcak ve nemli; sıcak ve kuru; soğuk ve nemli; soğuk ve kuru. Sıcak ve soğuk ya da kuru ve yaş birbiriyle birleşip birlikte bulunmazlar.
Yukarıda söz konusu edilen, [dört basit dengesiz ve dört bileşik dengesiz mizaç olmak üzere], sekiz dengesiz mizaç, iki çeşittir: bunlardan bir kısmı öldürücü maddeler içermezler; onlar kendiliğinden yükselirler ve vücuda giren öldürücü herhangi bir hılttan kaynaklanmazlar; örneğin, veremli (dıkk) hastalarda, hararet olması ve kara maruz kalmış insanın üşümesi gibi. Diğerinde ise, öldürücü maddeler içerir; bunun anlamı, mizaç vücuda giren öldürücü maddelerden dolayı dengesini kaybetmiştir; üşüme meydana getiren yapışkan balgam gibi ya da ateş yapan pırasa yeşili veya pas rengi yeşillikte safra fazlalığı olmasının ateş hasıl etmesi gibi. Bu onaltı çeşitin örnekleri dört ve beşinci kitapta verilecektir.
Öldürücü madde ile birleşmiş olan mizaç dengesizliği, iki şekilde olur:
- Organın maddesi ve çevresi o madde ile doludur;
- Organların boşlukları veya ifrazat kanalları o madde ile doludur.Bu sonuncusunda, toplanmış olan madde, şiş meydana getirebilir veya getirmeyebilir.
Böylece mizaç tipleriyle ilgili açıklamalarımız tamamlandı ve eğer herhangi bir şey, yeteri derecede açık değilse, Tabii Bilimlerden (Fizik) alınmış olarak kabul edilebilir.
İkinci Bölüm
Organların Mizaçları
Yüce Yaratan, her hayvana ve onun her bir organına en uygun ve onun doğasıyla, işleviyle ve şartlarıyla en uyumlu mizacı bahsetmiştir. Bununla birlikte, bu hakikatin değerlendirilmesi, hekimlerin değil, filozofların konusu olduğundan, biz insanın, kendisine en uygun mizaç ve çeşitli fonksiyanlarına ve vücudunun reaksiyonlarına en uygun özelliklerle donatıldığını kabul edebiliriz.
Sıcak Organlar:
Hayati güç olan kalp, hayati faaliyetin merkezi ve vücutta en sıcak şeylerdir. Ondan sonra, karaciğerdeki kandır; kalple temasından dolayı o, karaciğerden daha sıcaktır. Ondan sonra, katılmış kandan bir kütle olan karaciğer gelir, ve ondan sonra, soğuk sinir dokusunun mevcudiyeti dolayısıyla karaciğerden daha serin olan ettir. Bundan sonra, soğuk ligamentlerden dolayı kaslardır. Tendonlar et kadar sıcak değildir. Sonra, hatta daha da az sıcak olan parçalanmış kan artıklarından fevkalade fazla ihtiva eden dalaktır. Böbrekler en az sıcaklık gösterirler, çünkü, pek az kan içerirler. Göğüsler, testiküller ve arter duvarları, sinirsel kökenli olmalarına rağmen sıcak kan ve diğer hayati sıvılar ihtiva edenler kadar sıcaktırlar. Sırasıyla, daha sonra içinde kan artıkları olduğundan biraz sıcak olan venler gelir ve nihayet, fevkalade dengeli olan avuç içi derisi gelir.
Soğuk Organlar:
Vücutta en soğuk şey balgamdır: daha sonra, soğukluk sırasıyla saç, kemikler, kıkırdaklar, ligamentler, tendonlar, seröz membranlar, sinirler, omurilik, beyin, katı ve sıvı yağlar ve nihayet deridir.
Nemli Organlar:
[Vücutta] balgam en nemlidir, sırasıyla daha sonra kandır; katı ve sıvı yağlardır, beyindir, omuriliktir, göğüslerdir, testislerdir, akciğerlerdir, karaciğerdir, dalaktır, kaslar ve deridir. Bu sıra, Galen tarafından belirlenmiştir. Ancak, akciğerlerin, bu listede verildiği şekilde, yapı ve mizaç olarak o kadar çok nemli olmadığını belirtmek gerekir. Bir organın ilk mizacı (keyfiyeti) onun besinine benzerken, ikinci mizacı, onun dokusunun dışarıya attığı fazlalıklara benzer. Biz, akciğerlerin, bir hayli miktarda saf ra ile karışmış sıcak kanla beslendiğini belirliyoruz ve bu açıklamayı Galen daha önceki açıklamalarında da vermiştir. Eğer akciğerler, onlara aşağıdan gelen buğulardan dolayı nemli olsaydı, nezle ifrazatları, yukarıdan onların üzerine damlardı. Bundan dolayı karaciğerler, bizatihi nemlilik söz konusu olduğunda, akciğerlerden daha nemlidir, ancak bu sırada, akciğerler, nemlerini dışarıya attıkları için daha nemli gibi görünürler. Bununla birlikte, akciğerler bu dışarı attıkları nem ifrazatı dolayısıyla, sürekli nemlidir; onlar, sonuçta yapı olarak da nemli hale gelirler. Aynı durum balgam ve kan için de söz konusudur. Kandaki nem organların bizzat yapılarıyla bütünleşen bir tip verirken, balgamdaki nem ancak organları nemlendiren bir çeşittendir. Her ne kadar, normal olarak sıvı balgam, kandakinden çok daha fazla nem içerse de, onun bir kısmı, kan halinde olgunlaşırken kaybolur.
Kuru Organlar:
Dokuların en kurusu, kıldır. O, nemin buharlaşmasıyla katılaşmasından ortaya çıkan isli buğulardan meydana gelmiştir. Kuruluk sırasına göre, ondan sonra, en sert organlar olan, kemiklerdir; onlar, aslında, kıla nisbetle biraz daha nemlidirler, çünkü, onlar kandan meydana gelmiştir, ve onlara yapışık olan kaslardan sürekli olarak nem çekerler. Bundan dolayıdır ki, onlar birçok hayvanın besin maddesini oluştururken, kılın sadece yarasalar tarafından kullanıldığı kaydedilir. Kurulukta, azalma sırasına göre, daha sonraki organlar, kıkırdaklar, ligamentler, tendonlar, membranlar, arterler, venler, hareket sinirleri, kalp, duyu sinirleri ve deridir. Normal dengeye zıt olarak hareket sinirlerinin mizacı daha soğuk ve kurudur, halbuki duyu sinirlerinin mizacı daha soğuk, fakat daha kurudur. Muhtemelen duyu sinirleri, kurulukta genel mizaca yakındır, fakat, soğukluktan da çok uzak değildir. Bunlardan sonraki organ ise deridir.
Üçüncü Bölüm
Yaş ve Cinsiyetin Mizacı
Yaş ve Mizaç:
Hayat dört devreye ayrılır: 1. yaklaşık otuz yaşa kadar olan gelişme devri; 2. yaklaşık otuzbeşlerden kırka kadar devam eden olgunluk devri; 3. yaklaşık altmış yaşlarına kadar uzanan orta yaşlılık devri; hayat merkezlerinin tedricen zayıflamaya başladığı ölüme kadarki yaşlılık devri.
Gelişme devri de beş safhaya ayrılır: a. Bacakların ayakta durabilecek ve yürüyebilecek kadar henüz güçlü olmadığı bebeklik dönemidir, b. Sübyanlık döneminde, çocuk ayakta durabilir, fakat bacakları yeterince sağlam değildir; ve ikinci dişeme vardır. c. Adult çağı, kol ve bacakların sağlamlaşıp güçlenmesiyle ve ikinci defa diş çıkarmanın tamamlanmasıyla başlar ve gece çıkarımının (rüyalanma) görülmesine kadar devam eder. d. Buluğ çağı, sakal ve bıyığın görünmesine kadar devam eder. e. Gençlik dönemi büyüme tamamlanana kadar devam eder.
Çocukluğun gençliğe yerini terkettiği yetişkin dönem, sıcaklık bakımından dengelidir, ancak nem fazlası içerir. Bu çağdaki çocuğa ve olgunluk çağında ferde, sıcaklık yönünden bakılınca, eski doktorların farklı farklı görüşler ileri sürmüş oldukları belirlenir.
Bazı otoritelere göre, çocuklar, daha süratle geliştiklerinden ve daha büyük bir iştiha gösterdiklerinden dolayı, vücut ısıları daha fazladır. Aslında, onların doğal sıcaklıkları, köken olarak serneoden gelir; çünkü onların semenleri, olgunlarınkinden daha güçlü ve tazedir. Bununla birlikte diğerleri o sıcaklığın olgunlukla daha güçlü olduğunu düşünürler, çünkü, [onlara göre], o sırada vücutta daha fazla kan vardır ve aynı zamanda, daha kalın bir kıvam (yoğnluk) vardır. Bu dönemde, epistaxisin şiddetinden ve daha fazla miktarda olmasından da bu anlaşılır. Ancak, olgun insan, daha çok safraviliğe meylederken, genellikle çocuklar, daha çok flegmatiktir. Aynı zamanda, olgun insanlar, daha güçlü hareket ederler; böylece daha fazla ısıyı simgeleyen daha güçlü bir sindirime sahiptirler. Şüphesiz, iştiha, sıcaklığa dayanmaz; soğukluğa dayanır. Hatta, “Köpek iştihası” diye adlandırılan, genellikle soğuğun sonucudur. Olgun insanın daha güçlü iştihası vardır, çocuklardakine benzer, yiyeceklerden doğan bulantı ve kusma, hazımsızlık ve isteksizlikten (revulsion) anlaşılır. Onlar, çocuklarda görülen soğuk ve nemli hastalıklardan çok, sıcak hastalıklara tutulurlar ve safravi kusmalar gösterirler. Çocuklar, kusma sırasında bir hayli balgam çıkarırlar. Çocuklarda gözlenen hızlı gelişme, büyük bir sıcaklığın değil, nemin sonucudur. Onların aşırı iştihası, daha az ısıya sahip olduklarını gösterir. Gerçekten, bunlar, iki okul tarafından verilen delillerdir. Bununla birlikte, Galen’in bu iki okula da karşı çıkması ilginçtir. Ona göre, sıcaklık ve nem hem çocukta hem de gelişkinde nitelik olarak, aynıdır; ikincisi, niteliksel olmaktan çok nicelikseldir.
Galen’e göre eğer biz, suyun nisbeten daha çok olduğu ve kuru maddelerin daha az miktarda bulunduğu geniş bir kaynakta ısının etkisini gözlersek, bunu daha iyi anlarız. Su, daha çok ısı emer, fakat sıcaklığın şiddeti, nisbeten daha az ısıyı tutan taşınki kadar değildir. Çocuklardaki sıcaklıkla olgun insandaki sıcaklık arasında düzen aynı imiş gibi görünür. Çocuklar ısıyı, kendilerinde çok miktarda bulunan serneoden sağlarlar. Bu sıcaklık, gelişim süreci boyunca ve olgunlukta da devam eder. Daha sorıra, o, koruyucu nemin niteliğinde ve niceliğindeki düşüş dolayısıyla, azalmağa başlar; öyle ki, ihtiyarlamaya başlandığında, başlangıçtakinden bir hayli daha azalmış durumdadır. Bununla ilgili olarak, olgunlukta azalan nemin, her ne kadar gelişme ve inkişaf etmek için yetersizse de, yine de ısıyı yeterince koruduğunu burada hatırlamak gerekir. Çocukluk döneminin iki ihtiyacını da karşılamaya yetecek kadar nem her zaman vardır. Olgunluğun geçiş dönemi sırasında, o yeterince ısı temin edebilir. Sonuçta her ikisi için de yeterli olmaz. Şüphesiz, gelişme için yeterli olan nem miktarının sıcaklığın korunması için yeterli olmadığına inanmak güçtür. Aynı şekilde, ihtiyarlıkta, nem bizzat kendisine bile yeterli olmazken, buna ilave olarak, gelişme için gerekli olan nemi sağlaması hemen hiç mümkün değildir.
Bu açıklamadan da anlaşılacağı gibi, olgun insanda, nemin ısı temin etmek için yeterli, fakat gelişme ve büyüme için yeterli olmadığı açıktır.
Bazılarının söylediği gibi, çocukların gelişiminin sadece neme bağ lı olduğunu söylemek doğru değildir. Nem gelişmek için malzeme teşkil eder ve şüphesiz ki madde yeterli sebep olmaksızın değişemez ve gelişemez. Bu durumda, yeterli sebep, Allah’ın istediğine uygun olarak, bizzat doğanın kendisidir. Allah, iç doğal sıcaklık yoluyla işini yapar. Çocukların çok fazla iştihalı olmasının onların soğuk mizaçlı olmalarının sonucu olduğunu söylemek de doğru değildir. Eğer böyle olsaydı, onlar yiyeceği gerektiği gibi sindirip, onları hazmedemezlerdi ve uygun beslenme olmaksızın, uygun gelişme ve bünyenin gerektiğinde tamir edilebilmesi mümkün olmazdı. Eğer çocuklar, hazımsızlıktan sık sık şikayet ediyorsa, bu gereğinden fazla yemek yemekten, düzensiz yemek yemekten, hazmedilemeyen şeyler yemekten ve çok fazla “nemli” besin maddesi yemek ve de düzensiz fiziksel hareket yapmaktan ileri gelir. Bu onların kurtulmaları gereken fazla miktardaki gereksiz malzemeyi nasıl biriktirdiklerini göstermektedir ve yeterli gücün eksikliği, hızlı ve sık sık, fakat derin olmayan solunuma yol açar. Çocuğun ve olgun kişilerin mizacı hakkındaki bu gözlemler aslında, Galen’den alınmıştır ve genel olarak mizaçlarla ilgili olduğu için buraya dahil edilmiştir.
Sıcaklık, orta yaşlılıkta azalmaya başlar. Bunun sebebi, ısının temel maddesi olan nem üzerinde dışarıdaki havanın dağıtan etkisidir. Doğal sıcaklık [hayati metabolik faaliyet] tedricen nemi dağıtır ve vücudun çeşitli kısımlarının salgıları, normal fiziksel ve psikolojik faaliyetleri sabitleştirerek kurutur ve nem çekilir. Doğa bilimlerinde (Fizik), vücudun özelliklerinin ebediyyen sürüp, gitmeyeceği ispatlanmıştır; böylece, bu sistem tedricen dağıtıcı birçok faktörlerle başa çıkmakta başarılı olamaz ve sonuçta, besin sağlayan fiziksel faktörler de başarılı olamaz. Hatta, bu özellikler ebedi olsaydı ve eskime ve yırtılmadan ortaya çıkan günlük bünye yıkımı ve eksilmelerin yeri doldurulabilse bile, yaşa bağlı olan doğal çözülmenin yeterince yeri doldurulamayacaktı. Her iki faktör, vücudun orijinal mükemmelliğini tedricen kaybedişinde yardımcı olarak, işlevini yaptığında, niçin sonuçta maddenin [neminin] azalması gerektiği ve bununla birlikte [sıcağın veya faaliyetin] de tükendiği kolayca anlaşılır ve bütün bunlara ilave olarak, [bu yaşta] sindirim işlevinin bozulmasının artışından, devamlı olarak anormal nem alınmasının ilave bir faktör olarak etkin olması sebebiyle, aynı sonuçlar, ortaya çıkacaktır. Anormal nem ısının yok edilmesinde iki yoldan etkin olur. İlkin, nemin bizzat kendisi doğal sıcaklığı nemlendirir ve ikinci olarak, soğuğun bir balgam olarak, niteliği sıcağınkine zıttır. Bu sistem, ilk mizacına, yapısına ve nemi koruyacak sistemin kabiliyetine göre, zamanın belirlenerek, bunları izleyen fizyolojik ölümün nasıl ortaya çıktığını gösterir. Bu durumlarda ölüm, fizyolojik bir sonuçtur.
Kazadan ya da hastalıktan dolayı olan ölümler, aslında, özde farklıdır, ancak fizyolojik (doğal) ya da patolojik sebeplerle olsun, sonuçta Allah’ ın tayiniyle olur.
Bu durum, yaşlı ve orta yaşlı insanların daha soğuk olduğu halde, gerek çocukların gerekse olgun kişilerin nisbeten biraz daha sıcak olduğu şeklinde özetlenebilir. Çocuklar, büyümenin gereklerini yerine getirmek için mutedil bir nem fazlalığına sahiptir. Bu [görüş], çocukların kemik ve sinir dokularının daha yumuşak olmasının gözlenmesiyle desteklenir. Aynı sonuç, onun gelişmiş olduğu semenden, kandan ve hayat! buğular neviden güçlerin artık mevcut olmadığı olgusundan da elde edilebilir. Ortayaşlı ve yaşlı insanlar sadece soğuk değil, fakat aynı zamanda kurudurlar. Bu durum, onların kemiklerinin sertliğinden ve derilerinin kuruluğundan gözlenebilir ve onların aslen kan, semen ve buğusal hayati güçlerden (ruhlar) kaynaklanan gelişmelerinden beri uzun zaman geçmesinin sonucu olarak da ortaya çıkmış olabilir. Çocukların da, olgun kişilerin de, hareketleri aynı yayılıma sahiptir. Ancak, daha öncekilerin daha sonrakilerden daha fazla su ve havası vardır. Ortayaşlı ve yaşlı [insan], çocuklara ve olgun insanlara nisbetle mizaçlarında daha çok toprak ihtiva ederler, fakat olgun kişiler, çocuklara göre daha dengelidirler. Bununla birlikte, olgun insanlar çocuklardan daha kurudur ve yaşlı ve ortayaşlı insanlardan daha sıcaktırlar. Diğer taraftan, yaşlı insan, olgun ve ortayaşlı insanlardan temel organlarının mizacı bakımından daha kurudur. Ancak, onlar dokularını yavaş yavaş ve yüzeysel olarak nemli kılan anormal nem içerdikleri için, daha nemlidirler.
Cinsiyet ve Mizaç:
Gözlemler, kadınların erkeklerden daha soğuk olduğunu, çünkü onların daha ufak yapıya sahip olduğunu göstermiştir. Onlar, daha nemlidir, çünkü, onların daha soğuk oluşu, salgıların fazla tcşekkül etmesine sebep olur; onlar fazla faal değildirler ve dokuları gevşek ve yumuşaktır. Erkeklerin de, kas dokularında gevşeklik vardır, ancak bu, onlar içinden geçen sinirler ve damarlardan dolayı böyledir; aksi takdirde, sert olurdu.
Yaşanan Yer ve Mizaç:
Kuzey ülkelerinde yaşayan insanlar daha nemlidir, çünkü onların meşguliyeti su ile münasebetleridir. Bununla birlikte, eğer, zıddı bir çevrede yaşıyor olsalardı, onlar da kuru mizaçlı olacaklardı. Çeşitli mizaçların özellikleri genel ve özel sağlık ve hastalık özellikleriyle ilgili kısımda ele alınıp, açıklanacaktır.