El_Kanun Fit-Tıbb /Birinci cilt/Birinci Bahis/Dördüncü Kısım/Birinci ve İkinci Bölümler
T.C. BAŞBAKANUK
ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YüKSEK KURUMU
Atatürk Kültür Merkezi Yayını: 469
HILTLAR
Birinci Bölüm
Hıltların Doğası ve Çeşitleri
Hılt, besinierin sindiriminin esas ürününü teşkil eden bir sıvı cevherdir. Hıltların, normal ve anormal olmak üzere iki tipi vardır. Basit ya da diğer benzer hıltlarla birleşik olmak üzere, hıltlar, emilmeğe müsaittirler ve dokuların tam olarak şekillenmelerini sağlarlar. O (hılt), eskiyen ya da yırtılan vücut kısımlarını tamir için gerekli maddedir. Özel sindirilme ya da değiştirilme işleminin eksikliğinden ortaya çıkan anormal hılt, emilmeğe müsait değildir ve bundan dolayı, vücut tarafından dışarıya atılırlar.
Vücudun iki tip sıvısı vardır: birinci derece sıvılar ve ikinci derece sıvılar.
Birinci derece sıvılar, burada ele aldığımız dört hılttır.
İkinci derece sıvılar, ya temel sıvılardır ya da fazlalıklardır. Temel sıvılar, uygun değişimlerden sonra, dokulara girmiş olan, ancak ilk esas dokuların yapılarını şekillendirip, tamamlamamış olanlardır. Bu sıvılar da dört tiptir: 1. Dokuların kıl gibi ince damarları içinde dolanan sıvı. 2. Şebnem gibi, damla damla dokuların içine damlayan, dokuların üzerinde bulunan sıvı. Bu sıvı gerektiği zamanda besin olarak kullanılabilecek niteliktedir. O, aynı zamanda, fazla çalışarak, kuruyan organları nemlendirir. 3. Dokular arasındaki sıvı onun nihai şekillenmesinde, besin olarak görev yapar ve aslında doğa ve nitelik olarak, dokulara benzer, ancak, onların sabit yapısını henüz kazanmamıştır. 4. Bunlar, gelişimin başlangıcından itibaren dokuların bir kısmını teşkil eden sıvılardır; ilk dokuların çeşitli yapılarının şekillenip, bütünleşmesini üstlenmişlerdir. O, kökenini hıltlardan almış olan seminal sıvıdan çıkmıştır.
İlk Sıvılar
İlk sıvılar, normal olsun, anormal olsun, dört çeşittir: kan, balgam, kara safra ve sarı safra.
Kan:
Dört çeşit hıltın hepsinin en iyisidir. O, mizaçta sıcak ve nemlidir ve normal veya anormaldir. Normal kan, kırmızı renkte, tatlı ve kokusuzdur. Anormal kan, iki çeşittir: 1. Soğuk ya da sıcak olmasından dolayı mizaçta değişiklik meydana gelmesinden anormal hale gelen kan. 2. Dışarıdan alınan ya da kanın içinde meydana gelmiş hıltlarla karışmak suretiyle anormal hale dönüşmüş olan kan. Böylece, örneğin, kanın bir kısmı bozulduğunda, onun daha hafif kısmı sarı saf raya, daha ağır kısmı kara safraya dönüşmektedir. Karışım yoluyla anormal hale dönüşmüş olan kan, balgam, sarı safra ya da suyun fazlalığından oluşan karışmış maddenin doğasına göre çeşitlilik gösterir. Kan, kalın ya da ince, koyu ya da açık renge dönüşür ve kokusu ona karışan maddenin tipine bağlı olarak değişir. Ayrıca o, tuzlu, ekşi ya da keskin bir lezzet kazanabilir.
Balgam:
Balgamın mizacı soğuk ve nemlidir ve o da normal ve anormal olabilir. Normal balgam, tatlı bir çeşit balgamdır. O, gerçekten, kısmen olgun bir form kazandığında kana dönüşebilir. O, vücuttan biraz daha soğuktur, ancak, sarı safra ve kandan çok daha soğuktur. Aslında lezzetsiz olmasına rağmen kanla karışarak biraz tatlılaşmış olan tatlı balgamın anormal bir tipi de vardır; sık sık bronşit ve nezle salgılarında olduğu gibi. Galen’e göre, normal tatlı balgam içeren hiç bir yer yoktur; iki keskin lezzetteki hılt, yani sarı ve siyah safra gibi. Bunun sebebi, onun bir hayli kana benzemesidir ve vücudun hemen her organı için gerekmesidir. Böylece, o (balgam) daima kanın içinde taşınır.
Balgamın kanın içinde taşınmasının iki sebebi vardır; bunlardan biri gereklilik, diğeri ise faydadır. Onun iki gerekliliği vardır: 1. O, acil durumlarda kolayca temin edilebilecek şekilde dokularla yakın temasta kalmak zorundadır; açlık esnasında, geçici olarak mide ve karaciğerden besin sağlanmakta başarılı olunamadığında görüldüğü gibi. Doğal sıcaklığın yardımıyla, dokular, organlar vasıtasıyla kullanmak üzere, balgamı sindirip, olgunlaştırırlar. Doğal sıcaklık balgamı kana dönüştürürken, dışarıdan gelen ısı onu bozar, kokuşturur ve onun doğal sıcaklık tarafından kana dönüştürülmesi mümkün olmaz. 2. Kandaki balgamın mevcudiyeti de başka bir sebepten dolayı gereklidir. Beyin gibi, balgam nevinden organlar, kandaki kolayca emilebilmeyi müsait madde halindeki normal balgamın uygun bir nisbetine gereksinim duyarlar.
Yukarıda ifade edildiği gibi, balgam da yararlıdır. O, sürtünme ve hareketin oluşturduğu sıcaklıktan ortaya çıkan kuruluğa maruz kalmış eklemleri ve organları nemlendirir.
Anormal balgamın muhtelif çeşitleri vardır: 1. Sümüksü balgam: aşikar bir şekilde anormal bir israrlılığı vardır. 2. Olgunlaşmamış balgam: görünüşte, normal bir israrlılığı vardır. 3. Sulu balgam: anormal derecede ince ve akıcıdır. 4. Yoğunluğu fazla olan balgam: bunun rengi beyazdır. Bu balgamın kalın olan kısmı hareketsiz olarak eklemler ve geçitlerde katılıp kalırken, nisbeten daha ince olan kısmı yayılır. Bu cins diğer bütün cinslerden daha kalındır. 5. Tuzlu balgam: o, bütün diğerlerinden daha sıcak ve kurudur. Eğer makul bir miktar yanmış, kuru ve acı lezzette toprak nevinden bir madde ona karışırsa, o şey tuzlu hale gelir. Eğer bu madde makul bir miktardan daha çok miktarda ise, bu sıvı tuzlu olmak yerine acı bir tad kazanır. Çeşitli tuz tipleri bu şekilde hazırlanır ve deniz suyu aynı sebepten dolayı tuzludur. Alkali tuzları, kül ve kireç taş!, bu tuzların çözeltilerinin dikkatle dökülüp kaynatılmasından elde edilmiştir. Buharlaşan su, arkasında tortu olarak çözülmemiş tuzu bırakır. Bazen bu çözelti, buharlaşıp tortu bıraksın diye Güneş’te bırakılır. Bu durum balgamın durumu ile aynıdır. Yanmış, kuru ve acı sarı safra, tatsız balgamla karışarak, onu sıcak ve tuzlu hale getirir. Bu, bütün cinslerin en sıcağı olan sarı safralı balgam çeşididir. Galen’e göre, balgamdaki tuz tadı, kokuşma, bozulma ya da sıvı ile karışma sonucu ortaya çıkar. Biz, balgamın bir kısmının onu tuzlu hale dönüştürerek, kuru kül çeşidini oluşturana kadar yanması sonucunda teşekkül ettiğini de söylemeliyiz. Sıvı ile karışmak orada olan diğer [yanmış kül gibi], faktörler işin içine karışmadığı takdirde, balgamı tuzlu hale getiremez. Bundan dolayıdır ki, Galen’in “kokuşma ve sıvı’dan, daha çok “bozulma, kokuşma” ya da “sıvı”yı kastetmesi mümkündür. 6. Ekşi balgam: iki çeşittir. Bunlardan birisi, daha sonra açıklanacağı gibi, kara safranın ekşi tipinin ilavesiyle meydana gelir; diğeri ise, meyva suyu durumunda olduğu gibi, tatlı balgamın mayalanmasından meydana gelmiştir. Yakıcı balgam: onun lezzeti, biraz yakıcı kara safra ile karışmasından ya da balgamın bizzat kendisinin, onun lezzetini yakıcı hale getirecek kadar soğumasından dolayı, yakıcı bir lezzettedir. Çünkü, o soğuk, nemli katı partiküller haline dönüşür ve ısı yetersizse, o emilebilecck şekilde olgunlaştırılamaz, ancak, yakıcı bir lczzet kazanır. 8. Camsı balgam: o, kalındır ve erimiş cam gibi bir yoğunluğu vardır. O, ya ekşidir ya da lezzetsizdir. Eğer olgunlaşmamış balgam lezzetsiz balgamın kalın, yoğun tipine dönüşürse ya da lezzetsiz balgam olgunlaşmamış, ham balgamın değişik bir şekline dönüşürse şaşmamak gerekir. Bu çeşit lezzetsiz balgam aslında, soğuk, ince ve herhangi bir çeşit bozulmadan uzaktır ve karışıksızdır. Onun daha soğuk ve yoğun oluşu bölgesel katılaşmalara, sabitleşmelere sebep olur.
Böylece, anormal balgamın, tuzlu, ekşi, keskin lezzette ve lezzetsiz olmak üzere, lezzetine göre dört çeşidi olduğu açık ve seçiktir. Onun, içeriğine göre, sulu, camsı, sümüksü ve katı olmak üzere dört çeşidi vardır. Olgunlaşmamış, ham balgam, gerçekte bir çeşit sümüksü balgamdır.
Sarı Safra:
Sarı safra iki çeşittir: normal sarı safra ve anormal sarı safra. Normal sarı safra, kanda köpük gibidir. O, parlak kırmızı renktedir; ağırlık açısından hafiftir ve ısı olarak sıcaktır. O daha da sıcak olduğunda rengi de daha kırmızıdır. Karaciğerde imal edildikten sonra, o, iki kısma ayrılır: bunlardan biri, kana doğru gider, diğeri ise safra kesesine girer. Kana giden kısım akciğerler gibi, organların besininin temelini teşkil eder. O, kanı, vücudun dar kanallarından geçebilmesi için, hafifletir ve inceltir. Safra kesesine giden kısım, vücudu kirlenmekten korur; aynı zamanda, o, safra kesesine de gerekli besini temin eder. Onun ilave görevleri, bağırsağı, kalın ve yoğun sümüksü maddeden korumak ve dışarı atma işinin gereği gibi yapılabilmesi için, bağırsak ve rektumun kaslarını harekete getirmektir. Bu, safra kanalının tıkanmasının niçin kolik meydana getirdiğini açıklamaktadır.
Anormal sarı saf ra iki çeşittir; bazı olağan üstü maddeyle birleşmiş olan sarı safra ve değişmiş bir bileşime sahip sarı safra.
Dışarıdan bir hıltla karışmasından dolayı anormal hale gelmiş olan sarı safra iki çeşittir: 1. Balgamla karışan ve sık sık karaciğerde oluşan sarı safra. Bu en bilinen çeşittir. Onun da iki çeşidi vardır: a. Sıvı sarı safra ve b. Kalın sarı safra. İlki, sarı safranın ince balgamla ve ikincisi, kalın balgamla karışmasından meydana gelmiştir. 2. Kara safra ile karışmış olan sarı safra, daha az bilinen tiptir ve sarı safranın yanmasından meydana gelir. O, iki kaynaktan doğar: a. sarı safranın içindeki artıkların yanmasından meydana gelir. Bu sarı safra, sarı safranın en kötü tipidir, b. Bu tip sarı safra dışarıdan gelmiş olan kara safrayla [sarı safranın] karışmasından meydana gelmiştir. Sarı safranın bu tipi çok kötü değildir. Genellikle o, kırmızıdır, ancak, çok parlak renkte değildir. O, renkte ve görünüşte kana benzer ve ondan daha ince yapıda olması ile ayrılır. Ekseriya, onun rengi diğer bazı etkenler dolayısıyla değişebilir.
Bileşiminin değişmesine bağlı olarak anormal sarı safra haline dönüşen sarı safra iki çeşittir: bunlardan biri, esas itibariyle, karaciğerde ve diğeri midede teşekkül etmiştir. O, kalbin nisbeten daha ince kısmının yanmasından meydana gelmiştir ve ince sarı safradır: kanın daha kalın kısmı kara safrayı meydana getirir. Nisbeten daha çok midede teşekkül etmiş olan sarı safra a. alelade sarı safranın yanmasıyla muhtemelen teşekkül etmiş pırasa yeşili rengindeki sarı safradır; yanmış madde asıl sarı saf ra ile karışarak pırasa yeşili rengindeki sarı safrayı meydana getirir, b. Yeşil bakır pası rengindeki sarı safra, muhtemelen, yeşil (sarı) safranın öyle şiddetli yanması sonucunda ortaya çıkacaktır ki nemin harabiyeti onun rengini açar. Nemli şeyler, ısıdan ilkin koyulaşır, fakat daha sonra, nemin harabiyetiyle, tedricen koyu renkleri beyaza dönüşür. Benzeri durum nemli bir odun parçasının üzerindeki ısının etkisinde de gözlenebilir. Isı ilkin, odunu siyah odun kömürü haline dönüştürür ve sonra, beyaz kül haline getirir. Bunun sebebi, soğuğun nemli cisimleri beyazlatıp, kuru olanları karartırken, sıcağın, nemli cisimleri karartması ve kuru cisimleri beyazlatmasıdır. Aslında, bu pırasa yeşili ve bakır pası yeşili sarı safra tipleri ile ilgili belirtiler, deneylerin sonucu olarak saptanmıştır, fakat olgu olarak, sunulmazlar. Bakır pası yeşili sarı safra en sıcak ve her şeyin en öldürücüsüdür. Esas olarak, ondan bir zehir olarak söz edilir.
Sevda (Kara Safra):
Kara safranın normal ve anormal çeşitleri vardır. Normal kara safra, normal kanın tortusudur. Onun lezzeti, tatlı ile yakıcı ekşi arasındadır. Karaciğerde teşekkül ettikten sonra onun bir kısmı kanın içine girer ve bir kısmı dalağa gider. Kana giden kısım kemik gibi bir hayli büyük miktarda kara safra içeren organların besininde esas öğeyi meydana getirir. Kara safra, aynı zamanda, kanı harekete getirir ve onu güçlendirip, yoğunlaştırır. Bu görevlerine ilave olarak yaptıkları dışında, dalak tarafından alınarak onun temel besin maddesi olarak kullanır, fakat aynı zamanda, vücudu işe yaramayan fazlalıklardan da temizler. Bir kısım kara safra, dalaktan mideye giderek, onu güçlendirir, sağlamlaştırır ve faal hale getirir ve yakıcılığıyla midedeki açlık ağrılarını uyarır. Kara safranın bu hareketi, bir ölçüde, sarı safranınkine benzer. Kandaki sarı safranın fazlalıkları gibi, safra kesesine gider ve bu fazlalıklar safra kesesinden bağırsaklara geçerler; kandaki kara safra fazlası, dalağa ve geri kalan kısmı da iştihayı açmak üzere mideye gider. Sarı safranın fazlası peristaltik hareketleri uyarır ve böylece, kara safranın fazlası besin maddesinin alınmasını teşvik ederse, onunki de (sarı safra) dışkının dışarı atılmasında yardımcı olur. Allah yaratıklara bunu bağışlayıp, böyle olmasını istedi.
Anormal kara safra yanma ve tortulaşma sonucunda meydana gelir. Biraz toprak kökenli madde sıvıdan ayrıldığında, o, ya normal kara safra şeklinde tortulaşma yoluyla ortaya çıkar ya da yanma yoluyla meydana gelir. Daha ince unsurların dağılıp kaybolması, ağır maddeden oluşan bir tortuyu geriye bırakır. Bu anormal kara safradır. Sadece kandan kökenini alan bir tortu olarak, balgamın gereğinden fazla yapışkan ve tortulu olduğu ifade edilebilir, halbuki, ince ve hafif sarı safra, sadece içerdiği toprak unsurunun izlerini taşır. Buna ilave olarak, sarı safra, kanda sadece eser halinde bulunur; o, aralıksız olarak hareket halindedir ve ne kadar az miktarda teşekkül etmiş olursa olsun, ya yanmıştır ya da vücuttan süratle atılır. Yanmış olan kısmın daha hafif olan kısmı, dağılır, halbuki nisbeten daha kalın olan kısmı, normal çökelmiş kara safra yerine anormal kara safra olarak geride kalmıştır. Anormal safranın muhtelif çeşitleri vardır: 1. Sarı safranın yanmasından geri kalan tortu, yani kara safralı sarı safra. Bunun lezzeti acıdır ve tamamen yanmış olduğundan kısmen yanmış sarı safradan farklıdır ve o, sadece sarı safra ile karışmış az bir miktarda kara safradan ibaret değildir. 2. Bu tip, balgamın yanmasından oluşan tortudur, balgam ince ve sıvı olduğunda, onun yanmasının ürünü tuzludur. Ancak, böyle değilse, onun ekşi ve yakıcı bir lezzeti vardır.Kanın yanmasından geriye kalan tortu: bu tatlımsı tuzlu bir lezzettedir. 4. Normal kara safranın yanmasından geriye kalan tortu: eğer normal kara safra ince ise, yanmanın mahsulü, tıpkı sirke gibi çok ekşidir; damladığı yerde derhal köpük oluşturur; şiddetli bir asit kokusu hasıl eder öyle ki sinekleri bile kaçırır. Normal kara safra kalınsa, onun küllerinin acı ve ekşiden çok yakıcı bir lezzeti vardır.
Kara safranın, özellikle öldürücü olan üç çeşidi vardır. Bunlardan biri, sarı safrayla karışmış olan kara safradır. O, sarı safranın yanıp geriye bir tortu bırakması ve bu tortunun daha ince kısmının dağılmasından ortaya çıkar. Sarı safrayla karışmış kara safradan sonra, zikredilmiş olan iki çeşitten balgamdan meydana geleni harekette daha yavaş ve öldürücü değildir. Bu üçünden en kötüsü olan sarı safra ile karışmış sarı safradır, ancak çok faal ve en tehlikelisi olmasına rağmen, sarı safra ile karışmış olması sebebiyle çabucak tedavi kabul eder. Normal kara safranın yanmasından çıkmış olan çeşitlerden nisbeten daha ekşi olanı, bu ikisinin en kötüsüdür; toprakla temas ettiğinde daha az köpürür; çok yapışkan değildir ve hareketi bir hayli daha yavaştır. Bununla birlikte onun kötü etkisini tamamen söküp atmak daha zordur ve daha güç tedavi kabul eder.
Galen’e göre, kanın sadece fizyolojik hılt olduğu ve diğerlerinin sadece fazlalık olduğu ve gereksiz olduğu doğru değildir. Eğer kan, sadece besin olsaydı, vücuttaki her organ aynı yapı ve aynı mizaçta olurdu. Kemikler etten daha sert olmayacaktı ve beyin de kemiklerden daha yumuşak olmayacaktı. Eğer kemikler sert ise, bu onların beslendiği kanda kara safra olmasındandır ve eğer beyin yumuşaksa onun beslendiği kanda balgam gibi, yumuşak ve nemli maddenin mevcudiyetindendir. Buna ilave olarak kan aslında diğer hıltlarla karışık halde bulunur. Böylece, eğer kan bir süre bırakılırsa, onun yüzeyinde sarı safra olduğu açıkça belli bir köpük meydana gelir.
Hıltlar vücut için besin maddesidir. Eğer bir cevherin nitelikleri vücudunkine benziyorsa, besleyici olabilir ve vücuda nitelik olarak benzeyen niteliklere sahip cevher bir bileşik olur ve su gibi basit bir madde olamaz. Gücün vücutta çok miktarda kanın mevcudiyetine bağlı olduğu ve zayıflığın ise, onun yetersizliğinden kaynaklandığı doğru değildir. Güçlü olma ya da zayıflık, kandaki kullanılmaya elverişli besin miktarına ve gerçekte vücut tarafından kullanılan besinin niteliğine bağlıdır.
Eğer kandaki hıltların oranları vücudun isteklerine ve ihtiyaçlarına uygunsa, onların hakiki miktarının, sağlığın korunması bakımından hiç bir önemi yoktur. Hıltların gerek nitelikleri, gerekse birbirlerine göre kandaki bulunuş oranları aynı derecede büyük önem taşır.
Hıltların gerçekte doktorları değil, ama filozofları ilgilendiren diğer bazı yönleri vardır, ama onlar burada ele alınmadı.
İkinci Bölüm
Hıltların Meydana Gelişi
Sindirim, çiğneme ile başlar. Ancak, ağzın mukoz zarı, mide zarı ile doğrudan münasebetli olup, besin ağız içinde yayılmış olan membranla temasa gelince değişrneğe başlar. Tükürük, doğal ısısı yoluyla sindirime yardımcı olur. Ağızda çiğnenmiş buğdayın oradaki işlemler sırasında, kolayca pişebilmesinin, kolayca kaynayıp, ekşiyebilmesinin, fakat dışarıda bunların hiçbirinin mümkün olmamasının, sadece soğuk buğdayın nemlendirilebilmesinin, sebebi işte budur. Çiğnemenin bir ölçüde sindirimle ilgili değişme meydana getirdiği olgusu, çiğnenren besin maddesinin değişen lezzet ve kokusundan açıkça belirlenir.
Mide besin maddesini sadece kendi sıcaklığı ile sindirmez, aynı zamanda sağda karaciğer ve solda dalak gibi, onun etrafını sarmış olan organlar da ona yardımcı olurlar. Aynı zamanda, emiimiş ısının adeta bir deposu olan, aşağı kısımdaki, omentum da bu konuda yardımcı olur; yukarıda ise kendi sıcaklığını, diyafragma yoluyla kalbe nakleder. Dalağın soğuk olduğu bir gerçektir, ancak o damarlar yönünden zengindir ve o mideye ısı temin eder. Midedeki sindirim, besinleri keymus haline dönüştürür ve buna genellikle hayvanlarda yemek yedikleri sırada içtikleri bir parça su yardımcı olur, fakat bir kısmında durum böyle değildir. Keymus kıvamı yoğun arpa suyuna benzeyen bir sıvıdır. Onun nisbeten ince ve hafif olan kısmı, kısmen mide de fakat daha çoğu bağırsaklarda emilir. Emilme işlemi, bağırsaklara birleşen ince, fakat dayanıklı mezenterik venlerle yapılır. Oradan, keymus, çok ince damarları karaciğerin cevherini saç gibi lifler şeklinde sarmış olan (kapiller damarlar) ve karaciğerin konveks tarafını terkederken, ven dallarıyla anastomoz yapan vena portaya geçer. Bununla birlikte anastomoz yapan bu kanallar, o kadar incedir ki besin maddeleri ondan ancak vücudun olağan su ihtiyacının fazlasını alıp, kullanarak, bu ince damarlardan geçebilir. Vücuda alınan suyun pek az bir kısmı, doğrudan kullanılır, ancak, onun büyük bir kısmı, besleyici maddelerin kapiller damarlardan atılmasını kolaylaştırmakta kullanılır. Besin maddesinin yoğunluğu ve karaciğerin cevheriyle doğal teması, dolu ve hızlı olgunlaşmasını sağlar. Keymusun cevheri deneysel olarak ısıtıldığında, yüzeyinde köpük teşekkül eder ve aşağıya doğru ağır bir madde iner. Eğer sıcaklık biraz daha artırılacak olursa, cevherin tortuları yanar, fakat, eğer ısı azaltılırsa, maddesinin büyük bir kısmı ham olarak kalır. Böylece, normal olarak, karaciğerde, sarı safradan dolayı köpük vardır; kara safra ise, onda tortu oluşturur; her ikisi de fizyolojik hıltlardır. Kanın çok fazla ısıtılmış hafif ve ince kısmından ortaya çıkan yanmış madde anormal sarı safradır; halbuki ağır topraksı kısmından anormal kara safra meydana gelir. Kısmen olgunlaşmış olan madde, balgamdır, ama temiz ve saf olan kısım kanı teşkil eder. Kan karaciğerde kaldığı sürece, fazla sudan dolayı ince ve suludur, fakat, keymus karaciğeri terkettiğinde, fazla su, kanın belli özelliklere sahip, belli bir miktarı ile birlikte, böbrekleri beslemek üzere, böbrek damarlarına doğru yönelir. Kan ve yağ kısmı, böbrekleri beslemek için yararlıdır, fakat su ureter (idrar kanalı) ile dışarı atılmak üzere mesaneye gönderilir. Kanın belli değişmez özellikteki kısmı, karaciğerin konveks kısmından çıkarak venlere gider ve Allah’ın izniyle, çeşitli dokuları beslemek üzere, nihai daha ufak ve kıl gibi dallara bölünerek çeşitli kan damarlarına ayrılan vena cavaya girer.
Hıltların Dört Sebebi:
Kan: Onun etkin sebebi, normal sıcaklıktır; maddi sebebi, yiyecek ve içeceklerin dengeli tipidir, karakteridir; formal sebebi, özel beslenmedir; nihai sebebi, vücudu beslemektir.
Sarı Safra: O normal olarak kan köpüğüdür. Onun etkin sebebi, normal sıcaklıktır; özellikle, karaciğerde sıcaklık arttığında anormal hale gelir; maddi sebebi, kanın hafif, sıcak, tatlı, yağlı ve içindeki keskin lezzetteki maddeleridir. Formal sebebi, bu maddenin gereğinden fazla olgunlaşmasıdır ve nihai sebep ise, zaten betimlenmiş olan gayedir. Balgam: Onun etkin sebebi, mutedil ısıdır. Onun maddi sebebi, kalın, soğuk, nemli ve vizkoz maddelerden meydana gelmiş yiyeceklerdir; formal sebebi, yetersiz pişme, yeterince olgunlaşmamadır ve nihai sebebi ve gayesi yukarıda ifade edilerıle aynıdır.
Kara Safra: Onun tortulu çeşidi, mutedil ısı ile oluşur. Yanmış kara saf ra, çok fazla sıcaklıktan meydana gelir; maddi sebebi, had derece/,de kuru ve kıvamı yoğun maddelerden meydana gelmiş besindir; bu maddeler, aynı zamanda sıcaktırlar. Onun formal sebebi, ya tortudur ya da yanmanın sonucu, artıklarıdır; bunlar akmaz ve yayılmazlar. Nihai sebep yukarıda zikredilen sebeptir. Kara safranın fazlası, şöyle meydana getirilir: a. karaciğerdeki fazla sıcaklık; b. dalaktaki zaafiyet ya da yetersizlik; c. vücuttaki, fazlalıkları katılaştıran, donduran fazla soğukluk; d. uzun süren durgunluk, hareketsizlik ve e. humoral maddenin yanmasına sebep olan kronik hastalıklar. Kara safranın fazlası, karaciğer ve mide arasındaki durgunluk ve hareketsizlik yoluyla anemiye (kansızlık) sebep olur, bu yoldan normal kan ve diğer hıltların teşekkülüne de müdahale eder.
Hatırlanmalıdır ki, humoral sebeplerden sıcaklık ve soğukluk diğer ikisi üzerinde etkin iki faktördür. Daha çok sıcaklık sarı safra meydana getirir, sıcaklık daha da arttığında, kara saf ra teşekkül eder. Soğukluk, genellikle balgam meydana getirir, fakat o, fazlalaştığında, bir araya gelip birikip, yığılmasıyla kara safra meydana gelir. Etkin sebeplerin yanı sıra, yiyeceğin doğası ve niteliği gibi, maddi sebepler de vardır; bunlar da göz önünde bulundurulmalıdır.
İnsan, her mizacın, kendi benzerini meydana getireceğini, geçici olsa da, aksi mizacı oluşturmayacağını akıldan çıkarmamalıdır. Arasıra, bir mizaç, geçici olarak, kendinin zıttı mizacı meydana getirebilir, örneğin soğuk ve kuru mizaç, tam olmayan sindirim yüzünden anormal nem meydana getirir. Böyle bir mizaca sahip kişiler, genellikle, ince ve zayıftır; eklemleri gevşek ve nisbetea kılsızdır. Onlar korkaktır. Onların vücutları, soğuk ve yağlıdır ve yüzeysel damarları dardır. Yaşlı insanlar, soğuk ve kurudur fakat onlar, anormal nemin benzer bir tipini geliştirirler.
Vücuda dağılımları sırasında, kan ve hıltlar, üçüncü bir sindirime tabi tutulurlar. Dördüncü sindirim, hıltlar, dokulara girdiğinde meydana gelir. Midedeki ilk sindirimin fazlalıkları, bağırsaklar yoluyla dışarı atılır. Karaciğerdeki ikinci sindirimin fazlalıkları çoğunlukla, idrar yoluyla atılır, fakat bunların az bir miktarı safra kesesine ve dalağa gider, üçüncü ve dördüncü sindirimlerin artıkları, kısmen terleme, kulak ve burun ifrazatı ve kısmen de vücudun görünmeyen delikleri yoluyla dışarı atılır. Bazen, onlar şişler ya da apseler meydana getirir. Bazı insanlar, bu doğal fazlalıkların saç ve tırnakları meydana getirdiğini düşünmüşlerdir.
İnce hıltlı insanlar, fazlalıkların dışarı atılmasının işleyiş şeklinden kolayca zarar görebilir. Eğer derilerinin delikleri daha geniş ise, ince hıltların dışarı atılması ve bu hıltların kaybı, hayati güçlerin de dağılıp kaybolmasına sebep olacağından rahatsız olurlar.
Hılt Hareketinin Sebepleri:
Sıcak besinler almak ve gereğinden fazla faal olmak kanda ve sarı safrada rahatsızlık ve gerilim yaratır; ekseriya, bu hal kara safrayı yoğunlaştırır ve faaliyete geçirir. Diğer taraftan, geri kalan balgamı ve bir çeşit kara safrayı destekler. Zihni meşguliyeder de hıltları harekete geçirir. Bundan dolayı kırmızı bir objeye bakıldığında, burun kanaması artar. Bu durum böyle hastaların niçin kırmızı objelere bakmamalarının önerildiğini açıklamaktadır.
Hıltların bu açıklaması, sadece tıbbın konusu ile ilgilidir. Konuyla ilgili çeşitli, birbirinden farklı ve birbirine zıt görüşler vardır, ancak bunlar, doktorların değil, filozofların ilgi alanına girmektedir.