Yapay Zekâya Sağlık Sorusu Sormak Ne Kadar Güvenli?
Baş ağrısı, çarpıntı, mide bulantısı, geçmeyen yorgunluk… Günümüzde birçok insan bu tür belirtiler yaşadığında ilk olarak doktora değil, telefonuna yöneliyor. Eskiden belirtiler Google’da aranırken artık çok daha farklı bir alışkanlık ortaya çıktı: Sağlık sorularını doğrudan yapay zekâya sormak.
Özellikle ChatGPT gibi sistemlerin yaygınlaşmasıyla birlikte insanlar kullandıkları ilaçlardan yaşadıkları belirtilere kadar pek çok konuda yapay zekâdan yorum almaya başladı. “Bu ilaç neden mide bulantısı yapıyor?”, “Anksiyete kalp çarpıntısı yapar mı?”, “Doktora gitmeli miyim?” gibi sorular artık milyonlarca kez yapay zekâ sistemlerine yöneltiliyor.
Aslında bunun nedenini anlamak zor değil. Yapay zekâ hızlı cevap veriyor, karmaşık bilgileri sadeleştiriyor ve çoğu zaman kullanıcıya düzenli bir açıklama sunuyor. Üstelik gece saatlerinde bile ulaşılabilir olması insanları bu sistemlere daha fazla yönlendiriyor. Özellikle sağlık konusunda kaygı yaşayan kişiler için birkaç saniyede cevap almak rahatlatıcı gelebiliyor.
Ancak sağlık söz konusu olduğunda işin göründüğünden daha karmaşık bir tarafı var.
Yapay zekâ bilgi verebilir, bazı konuları açıklayabilir ve genel sağlık okuryazarlığını artırabilir. Fakat gerçek bir doktor değerlendirmesiyle aynı şeyi yaptığı düşünülürse burada ciddi bir yanılgı ortaya çıkıyor.
Çünkü tıp yalnızca belirtileri listelemekten ibaret değil.
Bir doktor hastasını değerlendirirken sadece “başım ağrıyor” cümlesine bakmaz. Hastanın yaşı, kullandığı ilaçlar, kronik hastalıkları, psikolojik durumu, yaşam tarzı, stres seviyesi, muayene bulguları ve laboratuvar sonuçları birlikte değerlendirilir. Aynı belirti farklı insanlarda tamamen farklı anlamlara gelebilir.
Örneğin çarpıntı yaşayan genç bir bireyde yoğun stres ön planda olabilirken, başka bir hastada altta yatan ciddi bir ritim bozukluğu bulunabilir. Göğüs ağrısı bazen kas spazmından kaynaklanırken bazen kalp krizinin ilk belirtisi olabilir. Bu ayrımı çoğu zaman yalnızca yazılı birkaç cümle üzerinden yapmak mümkün değildir.
Yapay zekânın temel sınırı da tam olarak burada ortaya çıkıyor. Çünkü yapay zekâ hastayı tanımaz. Hastanın geçmişini, önceki sağlık öyküsünü, fiziksel görünümünü, davranış biçimini ya da klinik bulgularını bilmez. Yalnızca ekrana yazılan bilgiler üzerinden değerlendirme yapar.
Oysa gerçek hayatta doktor-hasta ilişkisi zaman içinde oluşur. Bir doktor uzun süredir takip ettiği bir hastadaki küçük bir değişikliği bile önemli bir işaret olarak değerlendirebilir. Hastanın normal davranışlarını, kaygı düzeyini, daha önce yaşadığı problemleri bilir. Bu bağlam çoğu zaman tanının önemli bir parçasıdır.
Üstelik modern tıp yaklaşımı hastayı yalnızca biyolojik açıdan değerlendirmez. Bugün birçok uzman “biyopsikososyal model” olarak adlandırılan yaklaşımı kullanır. Yani kişinin fiziksel sağlığı kadar psikolojik durumu ve sosyal yaşamı da değerlendirilir.
Bir kişinin yaşadığı yoğun stres, ekonomik problemler, uyku düzeni, aile içi sorunlar veya çalışma koşulları bile bazı belirtilerin ortaya çıkmasında etkili olabilir. Yapay zekâ ise bu karmaşık insan deneyimini tam anlamıyla analiz edebilecek bir noktada değil.
Bir başka önemli sorun da yapay zekânın bazen son derece ikna edici şekilde yanlış bilgi verebilmesi. Özellikle sağlık alanında bu durum ciddi risk oluşturabiliyor. Çünkü insanlar akıcı ve kendinden emin görünen cevaplara güvenme eğiliminde. Oysa eksik ya da yanlış yönlendirme bazı durumlarda doktora başvurunun gecikmesine neden olabiliyor.
Özellikle psikiyatri ilaçları, kan sulandırıcılar veya zayıflama ilaçları gibi dikkat gerektiren alanlarda internetten alınan bilgilerle hareket etmek riskli olabiliyor. Son dönemde Mounjaro, Ozempic veya antidepresanlarla ilgili soruların büyük kısmı artık yapay zekâ sistemlerine yöneltiliyor. Ancak bu ilaçların kullanımı kişiye özel değerlendirme gerektirebiliyor. Doz değişiklikleri, yan etkiler ve ilaç etkileşimleri bazen klinik takip gerektiren durumlara dönüşebiliyor.
Buna rağmen uzmanların büyük kısmı yapay zekâya tamamen karşı değil. Hatta birçok doktor, doğru kullanıldığında bu sistemlerin sağlık okuryazarlığını artırabileceğini düşünüyor. İnsanların tıbbi terimleri anlaması, doktor randevusuna daha hazırlıklı gitmesi veya temel sağlık bilgilerine ulaşması açısından faydalı bulunuyor.
Sorun, yapay zekânın “yardımcı araç” olmaktan çıkıp “doktor yerine geçen sistem” gibi görülmeye başlanması.
Çünkü sağlık yalnızca veri analizi değildir. Deneyim, klinik gözlem, sezgi, iletişim ve insan ilişkisi hâlâ tıbbın merkezinde yer alıyor.
Önümüzdeki yıllarda yapay zekânın sağlık sistemlerinde çok daha yaygın kullanılacağı neredeyse kesin görünüyor. Radyoloji görüntülerinin analizinden risk hesaplamalarına kadar birçok alanda aktif olarak kullanılmaya başlandı bile. Ancak uzmanlara göre en gerçekçi yaklaşım, yapay zekânın doktorların yerini alması değil; onlara destek olması.
Kısacası yapay zekâ sağlık konusunda faydalı bir araç olabilir. Temel bilgi edinmek, bazı kavramları anlamak veya hangi branşa başvurulacağı konusunda fikir almak açısından yararlı olabilir. Ancak ciddi belirtilerde, ilaç değişikliklerinde veya acil durumlarda profesyonel tıbbi değerlendirme hâlâ vazgeçilmez önem taşıyor.
Çünkü sağlık, yalnızca semptomlardan oluşan bir veri seti değil; her insanın kendine özgü hikâyesiyle birlikte değerlendirilmesi gereken karmaşık bir süreç.