Adenomyozis Nedir?
Adenomyozis, rahim iç yüzeyini döşeyen endometrium dokusuna ait bezler ve stromanın, normalde bulunmaması gereken rahim kas tabakası (miyometrium) içine yerleşmesiyle karakterize iyi huylu bir jinekolojik hastalıktır. Bu durum ilk kez 1860 yılında Alman patolog Carl von Rokitansky tarafından tanımlanmış ve başlangıçta kistosarkoma adenoides uterinum olarak adlandırılmıştır.
Adenomyozis, belirtileri kişiden kişiye değişebilen bir hastalıktır. En sık görülen yakınmalar arasında ağrılı adet görme (dismenore) ve aşırı adet kanaması yer alır. Bununla birlikte bazı hastalarda belirtiler hafif seyredebilir veya hastalık uzun süre fark edilmeyebilir.
Geçmişte adenomyozis tanısı çoğunlukla histerektomi sonrasında çıkarılan rahim dokusunun histopatolojik incelemesi ile konuluyordu. Günümüzde ise görüntüleme yöntemlerindeki gelişmeler sayesinde tanı süreci önemli ölçüde değişmiştir. Özellikle transvajinal ultrasonografi ve manyetik rezonans görüntüleme (MRG), adenomyozise özgü rahim değişikliklerini cerrahi girişime gerek kalmadan değerlendirmeye olanak tanıyan temel tanı yöntemleri haline gelmiştir.
Tedavi yaklaşımı ise hastanın semptomlarının şiddetine ve gebelik planına göre belirlenir. Çocuk sahibi olmayı tamamlamış ve yakınmaları diğer tedavilere rağmen devam eden hastalarda histerektomi, günümüzde kesin tedavi yöntemi olarak kabul edilmektedir. Buna karşılık doğurganlığını korumak isteyen veya büyük bir cerrahi girişimden kaçınmayı tercih eden hastalarda çeşitli medikal tedaviler ve minimal invaziv girişimler değerlendirilebilir.
Adenomyozis Neden Olur?
Adenomyozisin mikroskobik özellikleri uzun yıllardır iyi bilinmesine rağmen, hastalığın kesin gelişim mekanizması henüz tam olarak açıklığa kavuşmamıştır. Günümüzde adenomyozisin nasıl oluştuğunu açıklamak için birden fazla teori bulunmaktadır.
En yaygın kabul gören görüşe göre hastalık, endometriumun bazal tabakası ile rahim kas tabakası arasındaki doğal sınırın bozulması sonucunda gelişmektedir. Bu bozulma sonrasında endometriyal bezler ve stroma miyometriyum içerisine ilerleyebilir. Yer değiştiren bu dokular adet döngüsü boyunca hormonal uyarılara yanıt vermeye devam eder. Bunun sonucunda döngüsel hücresel çoğalma, yeni küçük damar oluşumu (anjiyogenez) ve çevredeki düz kas dokusunda hipertrofi ile hiperplazi gelişebilir.
Özellikle dilatasyon ve küretaj, sezaryen doğum ve benzeri rahim içi girişimlerden sonra adenomyozis sıklığının artmış olması, bu mekanizmi destekleyen önemli gözlemlerden biri olarak kabul edilmektedir.
Bir diğer teori ise adenomyozisin embriyolojik kökenli olabileceğini öne sürmektedir. Bu görüşe göre pluripotent Müllerian kök hücreleri normalden farklı şekilde gelişerek miyometrium içerisinde ektopik endometriyal doku oluşmasına neden olabilir. Bu teoriyi destekleyen bulgular arasında bazı genetik belirteçlerdeki farklılıklar ve Müllerian agenezisi olarak da bilinen Rokitansky-Küster-Hauser sendromlu bireylerde endometriyal doku varlığının gösterilmiş olması yer almaktadır.
Bunların yanı sıra daha az kabul gören bazı mekanizmalar da tanımlanmıştır. Değişmiş lenfatik drenaj yollarının veya kemik iliği kaynaklı kök hücrelerin yer değiştirmesinin ektopik endometriyal doku gelişimine katkıda bulunabileceği öne sürülmekle birlikte, bu teorileri destekleyen kanıtlar daha sınırlıdır.
Adenomyozis İçin Risk Faktörleri Nelerdir?
Adenomyozis gelişme riskini artırabileceği düşünülen çeşitli faktörler tanımlanmıştır. Özellikle östrojen maruziyetinin arttığı durumlar hastalıkla ilişkilendirilmektedir.
Erken yaşta adet görmeye başlamak, kısa adet döngülerine sahip olmak, yüksek vücut kitle indeksi, fazla sayıda doğum yapmak, oral kontraseptif kullanımı ve tamoksifen tedavisi bu risk faktörleri arasında yer almaktadır.
Bunun yanında rahme yönelik cerrahi veya girişimsel işlemler de adenomyozis gelişimi ile ilişkilendirilmiştir. Dilatasyon ve küretaj, sezaryen doğum ve miyomektomi öyküsü bulunan kişilerde hastalığın daha sık görülebileceği bildirilmektedir.
Adenomyozis Ne Kadar Yaygındır?
Adenomyozisin gerçek görülme sıklığını belirlemek uzun yıllar boyunca güç olmuştur. Bunun en önemli nedenleri hastalığın geçmişte yeterince tanınmaması ve tanının çoğunlukla histerektomi materyallerinin incelenmesiyle konulabilmesidir.
Literatürde bildirilen prevalans oranları %5 ile %70 arasında değişmekle birlikte, güncel çalışmalar adenomyozis sıklığının yaklaşık %20–35 arasında olduğunu göstermektedir.
Uzun yıllar boyunca adenomyozis, daha çok 30’lu ve 40’lı yaşlarda, menopoz öncesi dönemde bulunan ve çok sayıda doğum yapmış kadınların hastalığı olarak kabul edilmiştir. Ancak bu yaklaşımın büyük ölçüde histerektomi yapılan hastaları temel alan çalışmalardan kaynaklanan örneklem yanlılığını yansıttığı düşünülmektedir.
Günümüzde transvajinal ultrasonografi ve MRG’nin yaygın kullanılması sayesinde cerrahi gerektirmeden tanı konulabilmekte, böylece adenomyozisin toplumda düşünüldüğünden daha geniş bir hasta grubunu etkileyebildiği anlaşılmaktadır.
Juvenil Kistik Adenomyozis
Juvenil kistik adenomyozis, hastalığın nadir görülen bir alt tipidir. Bu form, rahim kas tabakası içerisinde kanamalı miyometriyal kistlerin bulunması ile karakterizedir ve genellikle 30 yaşın altındaki bireylerde görülür.
Juvenil kistik adenomyoziste ortaya çıkan belirtiler çoğu zaman medikal tedaviye yeterli yanıt vermeyebilir. Bu nedenle bazı hastalarda miyomektomi, daha nadir olarak ise histerektomi gibi cerrahi tedavi seçeneklerine ihtiyaç duyulabilir.
Adenomyozis Nasıl Gelişir? (Patofizyoloji)
Adenomyoziste rahim kas tabakası (miyometrium) içine yerleşen endometriyal bezler ve stroma, hastalığın temel belirtilerinin ortaya çıkmasında önemli rol oynar. Bu ektopik endometriyal doku, normal rahim içi dokusu gibi hormonal değişimlere yanıt vermeye devam eder ve çeşitli biyolojik mekanizmalar aracılığıyla ağrı ile kanama yakınmalarına katkıda bulunur.
Normal koşullarda endometrium, adet döngüsü boyunca rahim kasılmalarını düzenleyen prostaglandin adı verilen maddeleri üretir. Endometriyal dokunun miyometrium içinde yer alması ise bu bölgelerde prostaglandin düzeylerinin artmasına neden olur. Artan prostaglandin üretimi, rahim kaslarının daha güçlü ve daha sık kasılmasına yol açarak ağrılı adet görme (dismenore) gelişimine katkıda bulunur.
Bunun yanında hem rahim içindeki normal endometrium hem de miyometrium içerisinde bulunan ektopik endometriyal doku, östrojenin etkisiyle çoğalmaya devam eder. Östrojene bağlı bu proliferasyon, hastalığın belirtilerinin şiddetlenmesinde rol oynarken aynı zamanda günümüzde uygulanan medikal tedavilerin temel hedeflerinden birini oluşturur.
Adenomyoziste görülen aşırı adet kanaması ise tek bir mekanizmaya bağlı değildir. Kanamanın ortaya çıkmasında; endometrium yüzey alanının artması, rahimdeki damar yapısının değişmesi, miyometrium kasılmalarının normal düzenini kaybetmesi ve prostaglandinler, eikozanoidler ile östrojen gibi biyolojik aracı maddelerin artmış düzeyleri birlikte etkili olur. Bu fizyolojik değişikliklerin bir araya gelmesi, adenomyozise bağlı adet kanamalarının daha yoğun ve uzun süreli olmasına katkıda bulunur.
Adenomyozisin Histopatolojik Özellikleri
Histopatolojik olarak adenomyozis tanısı, miyometrium içerisinde endometriyal bezlerin ve stromanın bulunması ile konulur. Ancak bu dokuların rahim kas tabakası içine ne kadar derin yerleşmesi gerektiği konusunda tüm kaynaklarda ortak kabul gören tek bir ölçüt bulunmamaktadır.
Bazı tanımlamalarda miyometriyal invazyonun değerlendirilmesi için 2,5 ile 8 mm arasında değişen mutlak bir derinlik ölçümü esas alınırken, bazı yaklaşımlarda ise miyometriyumun toplam kalınlığı dikkate alınarak oransal değerlendirme yapılmaktadır. Hastalığın yaygınlığını ve doku tutulumunun derecesini daha ayrıntılı değerlendirebilmek amacıyla çeşitli histolojik derecelendirme sistemleri de geliştirilmiştir.
Bununla birlikte histopatolojik tanı günümüzde hâlâ tam anlamıyla standartlaştırılmış değildir. Tanısal değerlendirme büyük ölçüde alınan doku örneğinin yeterliliğine, örneklemenin derinliğine ve incelenen dokunun hastalığı temsil etme düzeyine bağlıdır. Bu nedenle doku örneklemesi ve patolojik yorumlamadaki farklılıklar, klinik uygulamada tanısal tutarlılığı etkileyebilmektedir.
Adenomyozis Belirtileri Nelerdir?
Adenomyozis, kişiden kişiye farklı belirtilerle ortaya çıkabilen bir hastalıktır. Bazı hastalarda belirgin yakınmalara neden olurken, bazı kişilerde hiçbir semptom gelişmeyebilir ve hastalık başka bir nedenle yapılan görüntüleme sırasında tesadüfen saptanabilir.
En sık görülen belirtiler ağrılı adet görme (dismenore) ve aşırı adet kanamasıdır. Bunun yanında bazı hastalarda kronik pelvik ağrı ve cinsel ilişki sırasında ağrı (disparoni) da görülebilir. Ancak bu belirtiler yalnızca adenomyozise özgü değildir. Endometriozis ve rahim fibroidleri (miyomlar) gibi diğer jinekolojik hastalıklar da benzer yakınmalara yol açabileceğinden, yalnızca semptomlara bakılarak tanı koymak mümkün değildir.
Fizik Muayenede Adenomyozis Nasıl Değerlendirilir?
Fizik muayene bulguları çoğu zaman adenomyozis için özgül değildir. İki elle yapılan pelvik muayenede rahim normalden daha büyük, küresel şekilli veya hassas olarak değerlendirilebilir. Bazı hastalarda rahim daha yumuşak bir yapıda hissedilebilir.
Bununla birlikte, adenomyozis bulunan birçok kişinin pelvik muayenesi tamamen normal olabilir. Bu nedenle fizik muayene tek başına tanı koydurucu değildir ve mutlaka hastanın öyküsü ile birlikte değerlendirilmelidir.
Anormal rahim kanaması ve pelvik ağrıya neden olabilecek çok sayıda jinekolojik hastalık bulunduğundan, ayrıntılı hasta öyküsü ve dikkatli fizik muayene tanısal değerlendirmenin temel basamaklarını oluşturur. Elde edilen bulgular, hangi görüntüleme yönteminin kullanılacağına ve ileri inceleme gerekip gerekmediğine karar verilmesine yardımcı olur.
Adenomyozis Tanısı Nasıl Konur?
Adenomyozis tanısında ilk adım ayrıntılı tıbbi öykü ve fizik muayenedir. Ancak hastalığın belirtileri diğer jinekolojik hastalıklarla önemli ölçüde benzerlik gösterdiğinden, klinik değerlendirme tek başına tanı koymak için yeterli değildir.
Bu nedenle görüntüleme yöntemleri tanı sürecinde merkezi bir rol oynar. Tanı konulurken hastanın şikâyetleri, fizik muayene bulguları ve görüntüleme sonuçları birlikte değerlendirilerek adenomyozis ile benzer belirtilere neden olabilecek diğer hastalıklar ayırt edilmeye çalışılır.
Transvajinal Ultrasonografi
Transvajinal ultrasonografi, erişilebilir olması, düşük maliyeti ve adenomyozise özgü değişiklikleri gösterebilmesi nedeniyle genellikle ilk tercih edilen görüntüleme yöntemidir.
Ultrasonografide adenomyozisi düşündüren başlıca bulgular şunlardır:
- Heterojen miyometriyum görünümü,
- Miyometriyal kistler,
- Asimetrik miyometriyum kalınlaşması,
- Endometrium ile miyometriyum arasındaki birleşim sınırının belirsizleşmesi.
Üç boyutlu ultrasonografi ise birleşim bölgesinin daha ayrıntılı değerlendirilmesine katkı sağlayabilir.
Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG)
Manyetik rezonans görüntüleme (MRG), transvajinal ultrasonografiye göre daha yüksek tanısal doğruluk sağlayabilir. Özellikle ultrason bulgularının yeterince açıklayıcı olmadığı veya miyom ve endometriozis gibi eşlik eden hastalıkların değerlendirmeyi güçleştirdiği durumlarda önemli bir görüntüleme yöntemidir.
MRG’de adenomyozisi düşündüren başlıca bulgular arasında birleşim bölgesinin kalınlaşması, T2 ağırlıklı görüntülerde yüksek sinyal veren miyometriyal odaklar ile yaygın veya sınırlı miyometriyal infiltrasyon yer alır.
Laboratuvar Testleri
Adenomyozis tanısında kullanılan laboratuvar testleri özgül değildir. Aşırı adet kanaması bulunan hastalarda gelişebilecek kansızlığı değerlendirmek amacıyla hemoglobin düzeyi ölçülebilir. Gerektiğinde gebelik testi de yapılabilir.
Bununla birlikte, günümüzde adenomyozisi güvenilir şekilde tanı koydurabilen herhangi bir serum biyobelirteci bulunmamaktadır. Bu nedenle laboratuvar testleri, tanıyı doğrulamaktan çok hastanın genel durumunu değerlendirmek ve benzer klinik tablolara yol açabilecek diğer nedenleri dışlamak amacıyla kullanılır.
Adenomyozis Tedavisi Nasıl Yapılır?
Adenomyozis tedavisi planlanırken en önemli iki unsur, hastanın gelecekte çocuk sahibi olma isteği ve semptomlarının şiddetidir. Tedavinin temel amacı ağrıyı azaltmak, aşırı adet kanamasını kontrol altına almak ve hastanın yaşam kalitesini artırmaktır.
Günümüzde adenomyozis için farklı tedavi seçenekleri bulunsa da, histerektomi hastalığın kesin tedavisi olarak kabul edilmektedir. Buna karşın doğurganlığını korumak isteyen veya cerrahi tedaviden kaçınmayı tercih eden hastalarda medikal tedaviler ve çeşitli minimal invaziv girişimler değerlendirilebilir.
Medikal Tedavi
Adenomyoziste uygulanan ilaç tedavileri hormonal olmayan ve hormonal tedaviler olmak üzere iki ana grupta incelenebilir.
Hormonal olmayan tedavilerde en sık kullanılan ilaçlar nonsteroid antiinflamatuar ilaçlardır (NSAİİ). Bu ilaçlar siklooksijenaz enzimini inhibe ederek prostaglandin üretimini azaltır. Böylece adet döneminde gelişen rahim kasılmaları hafifler ve dismenoreye bağlı ağrıların azalmasına katkı sağlar.
Hormonal tedavilerin temel amacı ise östrojenin uyardığı endometriyal çoğalmayı baskılamaktır. Bu amaçla kombine oral kontraseptifler, levonorgestrel salgılayan rahim içi araç (LNG-RİA), danazol ve aromataz inhibitörleri kullanılabilir.
Her ne kadar yüksek kalitede randomize kontrollü çalışma sayısı sınırlı olsa da, levonorgestrel salgılayan rahim içi araç (LNG-RİA), güçlü klinik etkinliği ve olumlu yan etki profili nedeniyle günümüzde genellikle ilk basamak hormonal tedavi seçeneklerinden biri olarak kabul edilmektedir.
Minimal İnvaziv ve Cerrahi Tedavi Seçenekleri
İlaç tedavisinden yeterli fayda görmeyen hastalarda minimal invaziv veya cerrahi tedavi yöntemleri değerlendirilebilir.
Yüksek Yoğunluklu Odaklanmış Ultrason (HIFU)
Yüksek yoğunluklu odaklanmış ultrason (HIFU), manyetik rezonans görüntüleme veya ultrason eşliğinde uygulanan enerji ile fokal adenomyozis odaklarını hedefleyen minimal invaziv bir tedavi yöntemidir. Özellikle medikal tedaviye yeterli yanıt vermeyen bazı hastalarda fayda sağlayabilir.
Uterin Arter Embolizasyonu (UAE)
Uterin arter embolizasyonu (UAE), rahmi besleyen damarların kan akımını azaltarak adenomyozis dokusunda iskemik değişiklikler oluşturmayı ve buna bağlı olarak rahim hacmini küçültmeyi amaçlar.
Ancak bu yöntemin uzun dönem sonuçları ve diğer tedavi seçenekleriyle karşılaştırmalı etkinliği konusunda daha fazla bilimsel çalışmaya ihtiyaç vardır. Ayrıca uterin arter embolizasyonunun doğurganlığı koruyacağı garanti edilememektedir.
Endometriyal Ablasyon
Gelecekte gebelik planlamayan bazı hastalarda endometriyal ablasyon düşünülebilir. Ancak bu yöntemin etki derinliği sınırlı olduğundan, miyometriumun daha derin tabakalarına uzanan adenomyozis odaklarında etkinliği azalabilir.
Uterusu Koruyucu Cerrahi
Rahmin korunmasının hedeflendiği cerrahi girişimlerde, mümkün olduğunca adenomyozis dokusunun çıkarılması amaçlanır. Bununla birlikte endometrium ile miyometrium arasındaki doğal sınırın bozulması nedeniyle hastalığın tekrarlama riski artabilir.
Ayrıca bu cerrahi yaklaşımın ilerleyen gebeliklerde rahim yırtılması, erken membran rüptürü, erken doğum ve spontan düşük gibi olumsuz gebelik sonuçlarına katkıda bulunabileceği bildirilmektedir.
Histerektomi
Histerektomi, günümüzde adenomyozis için kabul edilen tek kesin tedavi yöntemidir.
Bu yöntem özellikle çocuk sahibi olmayı tamamlamış, yaşam kalitesini belirgin şekilde etkileyen semptomları bulunan veya medikal ve diğer girişimsel tedavilere rağmen yakınmaları devam eden hastalar için uygun bir tedavi seçeneği olarak değerlendirilir.
Adenomyozis Hangi Hastalıklarla Karışabilir?
Adenomyozisin en sık görülen belirtileri olan ağrılı adet görme (dismenore), kronik pelvik ağrı ve aşırı adet kanaması, birçok jinekolojik hastalıkta da görülebilir. Bu nedenle yalnızca belirtilere bakılarak tanı koymak mümkün değildir. Doğru tanı için hastanın öyküsü, fizik muayene bulguları ve görüntüleme sonuçları birlikte değerlendirilmelidir.
Adenomyozisin ayırıcı tanısında dikkate alınması gereken başlıca hastalıklar şunlardır:
Rahim Miyomları (Leiomyomlar)
Rahim miyomları da adenomyozis gibi rahimde büyüme, anormal uterin kanama ve pelvik ağrıya neden olabilir. Ancak görüntüleme yöntemlerinde önemli farklılıklar bulunur. Miyomlar ultrasonografi veya MRG’de genellikle iyi sınırlı kitleler şeklinde izlenirken, adenomyozis daha çok yaygın miyometriyal heterojenite veya belirsiz odak kalınlaşmaları ile karakterizedir.
Endometriozis
Endometriozis ve adenomyozis östrojene duyarlı hastalıklardır ve her ikisinde de dismenore, disparoni ve kronik pelvik ağrı görülebilir. Aralarındaki temel fark, endometrioziste endometriyal dokunun rahim dışında, adenomyoziste ise rahim kas tabakası (miyometrium) içinde bulunmasıdır. Ayrıca bu iki hastalık aynı kişide birlikte görülebilir.
Ovulasyon Bozukluğuna Bağlı Anormal Uterin Kanama
Anovulatuvar döngüler de yoğun veya düzensiz adet kanamalarına yol açabilir. Ancak bu hastalarda adenomyoziste görülebilen rahim büyümesi ve karakteristik görüntüleme bulguları beklenmez.
Endometriyal Polipler
Endometriyal polipler adetler arasında kanamaya veya aşırı adet kanamasına neden olabilir. Bununla birlikte polipler rahim boşluğu içerisinde yerleşmiş lokal oluşumlardır ve ultrasonografi veya histeroskopi ile adenomyozisten ayırt edilebilir.
Adenomiyom
Adenomiyom, adenomyozisin sınırlı ve iyi sınırlanmış bir formudur. Görüntüleme açısından miyomlarla benzerlik gösterebildiğinden, ayırıcı tanıda manyetik rezonans görüntüleme (MRG) gerekebilir.
Kronik Endometrit
Kronik endometrit de anormal uterin kanama ve pelvik rahatsızlığa neden olabilir. Ancak bu hastalıkta temel sorun endometriumun iltihabıdır; adenomyoziste görülen miyometriyal invazyon bulunmaz.
Kötü Huylu Rahim Tümörleri
Nadir görülmekle birlikte endometriyal karsinom ve uterin sarkom gibi kötü huylu tümörler de anormal uterin kanama veya rahim büyümesi ile ortaya çıkabilir. Özellikle şüpheli görüntüleme bulguları veya menopoz sonrası kanama varlığında ileri değerlendirme yapılması gerekir.
Bu nedenle adenomyozis tanısında yapılandırılmış bir yaklaşım önemlidir. Ayrıntılı hasta öyküsü, dikkatli fizik muayene ve uygun görüntüleme yöntemlerinin birlikte değerlendirilmesi, adenomyozisin benzer belirtilere neden olan diğer jinekolojik hastalıklardan ayırt edilmesini ve uygun tedavinin planlanmasını sağlar.
Adenomyozisin Prognozu
Adenomyozisin seyri hastadan hastaya farklılık gösterebilir. Prognoz; hastanın çocuk sahibi olma isteği, tanının doğruluğu, uygulanan tedavilere verdiği yanıt, ilaç tedavisini tolere edebilmesi ve girişimsel tedavilere uygunluğu gibi birçok klinik faktörden etkilenir.
Günümüzde görüntüleme yöntemlerinin gelişmesiyle birlikte, daha genç yaşta ve herhangi bir belirti göstermeyen kişilerde de adenomyozis tanısı konulabilmektedir. Bu durum, hastalığın düşünüldüğünden daha geniş bir klinik yelpazeye sahip olduğunu göstermektedir.
Semptomların şiddetinin, hem adenomyozis odaklarının sayısı hem de miyometriyal invazyonun derinliği ile ilişkili olduğu düşünülmektedir.
Tedavi genellikle kademeli bir yaklaşım ile planlanır. İlk basamakta çoğunlukla NSAİİ’ler ve hormonal tedaviler uygulanır. Yakınmaların devam etmesi durumunda endometriyal ablasyon, adenomyozis dokusunun cerrahi olarak çıkarılması veya uterin arter embolizasyonu gibi minimal invaziv yöntemler değerlendirilebilir. Bu tedaviler birçok hastada belirgin semptom kontrolü sağlayabilse de, histerektomi adenomyozis için tek kesin tedavi yöntemi olmayı sürdürmektedir.
Adenomyozisin Olası Komplikasyonları
Adenomyozis ile kısırlık arasındaki ilişki günümüzde hâlâ tam olarak açıklığa kavuşmuş değildir. Bazı çalışmalarda infertilite oranının yaklaşık %11–12 olduğu bildirilmiş olsa da, mevcut veriler arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır ve doğrudan nedensel bir ilişki kesin olarak gösterilememiştir.
Bu konudaki değerlendirmeyi güçleştiren başlıca nedenler arasında birlikte görülen diğer jinekolojik hastalıklar, tanı ölçütlerindeki farklılıklar ve geçmişte tanının büyük ölçüde cerrahi sonrası histopatolojik incelemeye dayanması yer almaktadır.
Transvajinal ultrasonografi ve manyetik rezonans görüntüleme için kullanılan tanı kriterleri standart hâle geldikçe, gelecekte yapılacak çalışmaların adenomyozis ile üreme sonuçları arasındaki ilişkiyi daha net ortaya koyması beklenmektedir.
Adenomyozis Hastaları Nelere Dikkat Etmelidir?
Adenomyozisin yönetiminde hasta eğitimi önemli bir yere sahiptir. Hastaların, adenomyozisin iyi huylu ancak kronik seyirli bir hastalık olduğunu, belirtilerin zaman içinde değişebileceğini ve diğer jinekolojik hastalıklarla benzer yakınmalara neden olabileceğini bilmesi gerekir.
Hastalığın kesin nedeni henüz tam olarak açıklanamadığından ve günümüzde kanıtlanmış bir korunma yöntemi bulunmadığından, belirtilerin erken fark edilmesi ve zamanında tıbbi değerlendirme yapılması önem taşır.
Hastalara, adenomyozisin en sık görülen belirtilerinin ağrılı adet görme (dismenore) ve aşırı adet kanaması olduğu, bu yakınmaların günlük yaşamı ve yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebileceği anlatılmalıdır.
Tedavi planlanırken hastaların mevcut seçenekler hakkında ayrıntılı şekilde bilgilendirilmesi de büyük önem taşır. Medikal tedaviler ve minimal invaziv girişimlerin amaçları, sağlayabilecekleri yararlar ve sınırlılıkları hastayla paylaşılmalı, böylece tedavi süreci ortak karar verme yaklaşımıyla yürütülmelidir.
Çocuk sahibi olmayı planlayan hastalarda ise adenomyozis ile infertilite arasındaki ilişkinin henüz kesin olarak ortaya konulamadığı, ayrıca seçilecek tedavi yönteminin üreme sonuçlarını etkileyebileceği göz önünde bulundurulmalıdır.
Tanı sürecinde elde edilen görüntüleme bulgularının hastaya anlaşılır şekilde açıklanması, uzun dönem takip gereksiniminin paylaşılması ve histerektominin hastalık için tek kesin tedavi yöntemi olduğunun uygun hastalarda değerlendirilmesi, gerçekçi tedavi beklentilerinin oluşturulmasına yardımcı olur.
Hastaların, belirtilerinde belirgin artış olması, adet kanamalarının karakterinin değişmesi veya uygulanan tedaviden yeterli fayda görememeleri durumunda sağlık kuruluşuna başvurmaları teşvik edilmelidir. Düzenli takip ve tedavi sürecine aktif katılım, uzun dönem hastalık yönetiminin önemli bir parçasıdır.
Kaynaklar
Chapron, C., Vannuccini, S., Santulli, P., Abrão, M. S., Carmona, F., Fraser, I. S., Gordts, S., Guo, S.-W., Just, P.-A., Noël, J.-C., Van den Bosch, T., & Petraglia, F. (2020). Diagnosing adenomyosis: An integrated clinical and imaging approach. Human Reproduction Update, 26(3), 392–411. https://doi.org/10.1093/humupd/dmz049
Consoli, R. J., & Carlson, K. (2026). Adenomyosis. In StatPearls. StatPearls Publishing. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK539868/ (PMID: 30969690)
Dason, E. S., Maxim, M., Sanders, A., Papillon-Smith, J., Ng, D., Chan, C., & Sobel, M. (2023). Guideline No. 437: Diagnosis and management of adenomyosis. Journal of Obstetrics and Gynaecology Canada, 45(6), 417–429.e1. https://doi.org/10.1016/j.jogc.2023.04.008
McCaughey, T., Mooney, S. S., Newman, M., Constable, L., Reddington, C., McNamara, H. C., & Healey, M. (2024). International Delphi consensus on the histopathological diagnosis of adenomyosis. Journal of Clinical Pathology, 77(7), 502. https://doi.org/10.1136/jcp-2024-209447