Sesimizin Gizli Mimarları: Aritenoid Kıkırdak Nedir, Ne İşe Yarar?
İnsan gırtlağı, yalnızca ses üretiminden sorumlu bir organ değildir. Solunum sırasında hava akımının düzenlenmesi, konuşma için gerekli sesin oluşturulması ve yutma sırasında yiyecek ile sıvıların alt solunum yollarına kaçmasının önlenmesi, aynı anatomik sistemin farklı koşullarda gerçekleştirdiği üç temel görevdir. Bu görevlerin koordinasyonunda aritenoid kıkırdaklar ve bunların krikoid kıkırdakla oluşturduğu krikoaritenoid eklemler merkezi bir konuma sahiptir.
Gırtlağın arka bölümünde sağ ve sol tarafta birer tane bulunan aritenoid kıkırdaklar küçük olmalarına rağmen çok sayıda anatomik yapının birleşme noktasıdır. Vokal ligamanın arka bağlantısı aritenoid üzerindeki vokal çıkıntıda bulunur; intrinsik laringeal kasların önemli bir bölümü ise aritenoidin müsküler çıkıntısına tutunur. Bu nedenle aritenoidlerin krikoid kıkırdak üzerindeki hareketleri, doğrudan vokal kıvrımların açılma ve kapanma biçimini etkiler.
Aritenoidlerin önemi yalnızca sesle sınırlı değildir. Bu yapıların hareketindeki bozukluklar ses kısıklığına, vokal kıvrımların kapanma yetersizliğine ve bazı durumlarda hava yolu daralmasına neden olabilir. Öte yandan aritenoidin kendisini veya krikoaritenoid eklemi etkileyen inflamatuvar, travmatik ya da otoimmün hastalıklar da benzer şekilde ses ve solunum yakınmalarına yol açabilir. Bu nedenle aritenoid anatomisini anlamak, yalnızca temel anatomi açısından değil, birçok KBB hastalığının mekanizmasını anlayabilmek açısından da önemlidir.
Aritenoid kıkırdak nedir?
Aritenoid kıkırdaklar (cartilagines arytenoideae), gırtlağın çift kıkırdaklarından ikisidir. Sağ ve sol olmak üzere iki adet bulunurlar ve krikoid kıkırdağın lamina bölümünün üst-yan tarafında yer alırlar. Genel şekilleri piramidi andırır. Her aritenoidin tabanı aşağıya bakar ve krikoid kıkırdakla eklemleşirken, tepesi yukarıya doğru uzanır. Aritenoidin üst kısmıyla ilişkili kornikulat kıkırdak bulunur ve aritenoid, aryepiglottik kıvrımın anatomik yapısına da katılır.
Aritenoid kıkırdağın anatomisi üç yüzey ve iki önemli çıkıntı üzerinden anlaşılabilir. Medial yüz, karşı taraftaki aritenoide ve glottik yapılara dönük konumdadır. Posterior yüz, iki taraflı aritenoid kaslarının ilişkili olduğu bölgedir. Anterolateral yüz ise intrinsik laringeal kasların tutunmaları açısından önem taşır.
Aritenoidin tabanından iki belirgin çıkıntı uzanır. Öne doğru uzanan vokal çıkıntı (processus vocalis), vokal ligamanın arka bağlantı bölgesidir. Daha kalın olan dış-yan müsküler çıkıntı (processus muscularis) ise posterior ve lateral krikoaritenoid kasları ile tiroaritenoid kasın tutunma ilişkilerinde önemlidir. Dolayısıyla aritenoid, vokal kıvrımın arka bölümünü taşıyan ve aynı zamanda onu hareket ettiren kas sistemine mekanik bağlantı sağlayan bir kıkırdak olarak düşünülebilir.
Bu anatomik düzenek nedeniyle aritenoidin konumunda meydana gelen küçük bir değişiklik bile vokal kıvrımların orta hatta olan uzaklığını, kapanma biçimini ve glottik açıklığın geometrisini değiştirebilir. Krikoaritenoid eklemin hareket özellikleri kişiden kişiye değişebilmekte ve eklem yüzlerinin anatomik farklılıkları, vokal kıvrım hareketlerinde belirli ölçüde asimetri oluşturabilmektedir.
Krikoaritenoid eklem: aritenoidlerin hareket merkezi
Aritenoidlerin işlevini yalnızca kıkırdak yapısıyla açıklamak mümkün değildir. Esas mekanik sistem, aritenoid ile krikoid kıkırdak arasında bulunan krikoaritenoid eklem üzerinden çalışır.
Krikoaritenoid eklem sinovyal özellik taşıyan hareketli bir eklemdir. Aritenoid kıkırdağın tabanı ile krikoid kıkırdak üzerindeki eklem yüzü arasında yer alır. Eklem kapsülü ve bağ yapıları aritenoidi stabilize ederken, eklem yüzlerinin biçimi aritenoidin hareket eksenlerini belirler. Anatomik ve biyomekanik çalışmalar, bu hareketin basit bir menteşe hareketinden ibaret olmadığını; dönme ve translasyonun birlikte gerçekleşebildiğini göstermektedir.
Bu ayrıntı klinik açıdan önemlidir. Aritenoidin hareketi yalnızca “sağa-sola açılma” şeklinde düşünülürse vokal kıvrımların gerçek hareket mekanizması eksik anlaşılır. Aritenoidin vokal çıkıntısı farklı yönlerde yer değiştirebildiğinden, vokal kıvrımların orta hatta yaklaşması veya uzaklaşması üç boyutlu bir hareket sisteminin sonucudur. Biyomekanik çalışmalar, aritenoid hareketinin krikoid eklem yüzlerinin geometrisi ve intrinsik laringeal kasların çekiş yönleriyle yakından ilişkili olduğunu göstermektedir.
Bu nedenle aritenoidler, sabit bir destek kıkırdağından çok hareketli bir laringeal eklem kompleksinin parçası olarak değerlendirilmelidir.
Aritenoidlerin vokal kıvrımlarla ilişkisi
Aritenoidlerin klinik öneminin en temel nedenlerinden biri, vokal kıvrımların arka bağlantı noktalarını taşımalarıdır.Vokal ligamanın posterior bölümü aritenoidin vokal çıkıntısına tutunur. Vokal kıvrımın ön ucu tiroid kıkırdakla ilişkiliyken arka ucu aritenoid üzerinde sonlandığından, aritenoidlerin hareketi vokal kıvrımların uzunluğu, konumu ve birbirlerine göre açıklığı üzerinde doğrudan etkili olur.
Fonasyon sırasında vokal kıvrımların birbirine yaklaşmasıyla glottik açıklık daralır. Akciğerlerden gelen hava bu daralmış bölgeden geçerken vokal kıvrımlarda titreşim meydana gelir. Burada sesin fiziksel kaynağı aritenoid kıkırdak değildir; aritenoidlerin görevi, vokal kıvrımların arka bağlantılarını ve dolayısıyla glottik konfigürasyonu düzenleyen mekanik sistemin bir parçası olmaktır.
Aritenoid hareketinin ses üzerindeki etkisi yalnızca “ses tellerini açıp kapatmak” ile sınırlı değildir. Vokal kıvrımların adduksiyon derecesi, glottik kapanmanın niteliği ve vokal kıvrımların birbirlerine göre konumu, fonasyonun aerodinamik ve akustik özelliklerini etkiler. Aritenoid hareketleri üzerine yapılan biyomekanik çalışmalar, vokal prosesin yer değiştirmesinin glottik postürün belirlenmesinde temel göstergelerden biri olduğunu ortaya koymuştur.
Nefes alırken aritenoidler ne yapar?
Solunum sırasında gırtlak, hava yolunun çapını aktif biçimde düzenleyen bir geçiş bölgesidir. Özellikle inspirasyon sırasında vokal kıvrımların yeterince açılması, hava akımına karşı direncin azaltılması açısından önem taşır.
Bu süreçte posterior krikoaritenoid kası, vokal kıvrımların temel abdüktörüdür. Kasın aritenoid üzerindeki çekişi, aritenoidin krikoaritenoid eklemde dönmesine ve vokal kıvrımların birbirinden uzaklaşmasına katkıda bulunur. Böylece rima glottidis genişler.
Posterior krikoaritenoid kası bu açıdan özel öneme sahiptir; çünkü intrinsik laringeal kaslar arasında vokal kıvrımların abdüksiyonunu sağlayan temel kastır. Buna karşılık lateral krikoaritenoid ve interaritenoid kasların aktivitesi vokal kıvrımların adduksiyonuna ve glottik kapanmaya katkıda bulunur.
Bu nedenle aritenoidlerin hareket sistemi, solunum ile fonasyon arasında sürekli olarak yeniden ayarlanan bir mekanizma oluşturur. Solunum sırasında genişleyen glottik açıklık, fonasyon sırasında belirgin biçimde daraltılabilir. Larenksin bu şekilde hava yolu çapını değiştirebilmesi, ses üretimi ile solunum arasındaki koordinasyonun temelini oluşturur.
Yutma sırasında aritenoidlerin rolü
Yutma sırasında larenksin görevi yalnızca ses üretimini durdurmak değildir. Asıl önemli görevlerden biri, besin ve sıvıların alt solunum yollarına ulaşmasını engellemektir.Bu hava yolu koruması tek bir anatomik yapının hareketiyle gerçekleşmez. Hyo-laringeal yükselme, epiglotun pozisyon değişikliği, vokal kıvrımların kapanması, vestibüler kıvrımların ve aryepiglottik yapıların katkısı gibi birçok mekanizma aynı anda devreye girer. Aritenoidler de bu kapanma kompleksinin önemli bileşenlerindendir.
Aritenoidlerin adduksiyonu ve aritenoidler arasındaki dokuların orta hatta yaklaşması, glottik kapanmanın oluşmasına katkı sağlar. Özellikle posterior glottik bölgenin kapanması, alt hava yolunun korunması açısından önemlidir.Bu nedenle aritenoidleri “yutma sırasında gırtlağı mühürleyen kıkırdaklar” şeklinde tanımlamak fazla basitleştirici olur. Daha doğru ifade, aritenoidlerin yutma sırasında gerçekleşen laringeal kapanma ve hava yolu koruma mekanizmasına katılmasıdır.
Aritenoidlerin hareketini hangi sinirler kontrol eder?
Aritenoidlerin hareketi, kıkırdak dokunun kendisine ait bir “sinirsel hareket” değildir. Hareketi oluşturan esas mekanizma, aritenoid üzerine tutunan intrinsik laringeal kasların kasılmasıdır.İntrinsik laringeal kasların büyük bölümü inferior laringeal sinir aracılığıyla motor innervasyon alır. Bu sinir, rekürren laringeal sinirin devamı olarak değerlendirilir. Krikotiroid kası ise farklıdır ve superior laringeal sinirin dış dalı tarafından innerve edilir.
Rekürren laringeal sinirin hasarlanması sonucunda aritenoidleri hareket ettiren kasların fonksiyonu bozulabilir. Bunun klinik sonucu vokal kıvrım hareketlerinde azalma veya paralizi olabilir. Tek taraflı vokal kıvrım paralizisinin en belirgin sonucu çoğu zaman disfoni olurken, bilateral ciddi abdüksiyon yetersizliği hava yolu darlığı ve inspiratuvar stridor oluşturabilir.
Bu noktada aritenoid kıkırdak felci ile vokal kıvrım paralizisini birbirinden ayırmak gerekir. Kıkırdak dokunun kendisi felç olmaz; nöromüsküler kontrol bozulduğunda aritenoidin hareketi de ikincil olarak kısıtlanır.
Aritenoidit nedir?
Aritenoidit (arytenoiditis), aritenoid bölgesinde inflamatuvar değişiklikleri tanımlamak için kullanılan bir terimdir; ancak insan tıbbında her zaman tek bir, standartlaştırılmış hastalık kategorisini ifade etmez. Klinik tabloya göre aritenoid mukozasının inflamasyonu, krikoaritenoid eklemin inflamasyonu, kıkırdak/perikondrium tutulumu veya sistemik inflamatuvar hastalıklara bağlı laringeal inflamasyon söz konusu olabilir.
Bu ayrım önemlidir. Çünkü “aritenoidit” denildiğinde yalnızca yüzeyel bir mukozal inflamasyon düşünülmesi yanıltıcı olabilir. Örneğin krikoaritenoid artriti, doğrudan eklem yapısını etkileyen inflamatuvar bir süreçtir. Buna karşılık laringotrakeal kondrit veya perikondrit, laringeal kıkırdak ve perikondriumun inflamasyonunu ifade eder. Her iki durum da aritenoid hareketini etkileyebilir, fakat anatomik olarak aynı hastalık değildir.
İnsanlarda aritenoid bölgesindeki inflamasyon; otoimmün hastalıklar, enfeksiyonlar, travma ve bazı sistemik inflamatuvar süreçlerle ilişkili olabilir. Literatürde özellikle romatoid artrit, sistemik lupus eritematozus ve tekrarlayan polikondrit gibi hastalıkların laringeal tutulumlarında aritenoid ve krikoaritenoid bölgesinin etkilenebildiği bildirilmiştir.
Bu nedenle aritenoidit, tek başına bir neden değil, altta yatan inflamatuvar sürecin anatomik bölgesini veya klinik görünümünü tanımlayan bir ifade olarak değerlendirilmelidir.
Krikoaritenoid artriti: aritenoid hareketini kilitleyebilen inflamasyon
Aritenoid bölgesindeki inflamatuvar hastalıklar içinde özellikle krikoaritenoid eklem artriti klinik açıdan önemlidir. Krikoaritenoid eklem bir sinovyal eklem olduğundan, diğer sinovyal eklemler gibi inflamatuvar artritik hastalıklardan etkilenebilir.En iyi tanımlanmış ilişkilerden biri romatoid artrit ile olan ilişkidir. Romatoid artritte eklem sinovyumunda başlayan inflamasyon zaman içinde eklem yüzlerini ve çevre dokuları etkileyebilir. Süreç ilerlediğinde fibrozis ve ankiloz gelişebilir; bunun sonucunda aritenoid hareketi kısıtlanır ve vokal kıvrımların normal hareketi bozulur.
Klinik belirtiler hastalığın derecesine göre değişebilir. Ses kısıklığı, boğazda rahatsızlık veya ağrı, yutma güçlüğü ve nefes darlığı görülebilir. Daha ileri olgularda vokal kıvrımların hareketi belirgin biçimde kısıtlanabilir ve glottik hava yolu daralabilir. Özellikle iki taraflı krikoaritenoid eklem tutulumu, ciddi inspiratuvar hava yolu obstrüksiyonuna neden olabilir.Bu nedenle romatoid artriti olan bir kişide yeni başlayan açıklanamayan ses kısıklığı, nefes darlığı veya stridor yalnızca üst solunum yolu enfeksiyonu ya da vokal kıvrım paralizisi olarak değerlendirilmemelidir. Krikoaritenoid eklem tutulumu da ayırıcı tanıda düşünülmelidir.
2026 yılında yayımlanan güncel bir derleme de romatoid artritin yanı sıra granülomatozis ile polianjiit, Sjögren sendromu, sistemik lupus eritematozus, ankilozan spondilit, sarkoidoz, tekrarlayan polikondrit ve IgG4 ilişkili hastalık gibi otoimmün hastalıkların laringeal bulgular oluşturabileceğini ve bunlar arasında krikoaritenoid eklem ankilozunun da bulunduğunu vurgulamaktadır.
Enfeksiyona bağlı kondrit ve perikondrit
Aritenoid bölgesindeki inflamasyon her zaman romatolojik bir hastalıktan kaynaklanmaz. Laringeal kıkırdakların enfeksiyonu veya çevresindeki perikondriumun inflamasyonu da ciddi klinik sonuçlar doğurabilir.Laringeal perikondrit, larenks kıkırdaklarını çevreleyen perikondriumun inflamasyonudur. Primer enfeksiyonlar günümüzde nadir olmakla birlikte travma, yabancı cisim, radyoterapi, entübasyon ve malignite gibi durumlar kıkırdak ve çevre dokuların enfeksiyona yatkınlığını artırabilir. Laringeal perikondrit ve apse, kıkırdak bütünlüğünü bozarak kalıcı deformite ve laringeal fonksiyon kaybına yol açabilecek ciddi durumlardır.
Uzun süreli veya travmatik entübasyon sonrasında laringeal dokularda basınç hasarı da meydana gelebilir. Endotrakeal tüpün oluşturduğu mekanik basınç, mukozal iskemi ve inflamasyona yol açabilir; daha ağır olgularda submukoza, perikondrium ve kıkırdak dokusuna kadar uzanan hasar gelişebilir. Özellikle aritenoidlerin medial yüzleri, posterior glottik bölge ve krikoaritenoid eklemler entübasyona bağlı laringeal travmanın etkilenebildiği alanlar arasındadır.
Bu nedenle aritenoidit veya aritenoid bölgesindeki inflamasyonun değerlendirilmesinde yalnızca reflü veya ses kullanımı üzerinde durmak yeterli değildir. Yakın zamanda entübasyon, laringeal travma, radyoterapi, sistemik inflamatuvar hastalık veya enfeksiyon öyküsü bulunup bulunmadığı da değerlendirilmelidir.
Tekrarlayan polikondrit ve aritenoid bölgesi
Aritenoid ve laringeal kıkırdakların inflamatuvar hastalıkları içinde nadir fakat klinik açıdan önemli bir diğer durum tekrarlayan polikondrit (relapsing polychondritis) hastalığıdır.Tekrarlayan polikondrit, kıkırdak ve diğer bağ dokularını etkileyebilen sistemik otoimmün/inflamatuvar bir hastalıktır. Kulak ve burun kıkırdaklarının yanı sıra larenks, trakea ve bronşlar da tutulabilir. Laringotrakeobronşiyal tutulum, hava yolunun daralması veya kıkırdak desteğinin bozulması nedeniyle hastalığın en ciddi komplikasyonlarından biri olabilir.
2025 yılında 173 tekrarlayan polikondrit hastasının değerlendirildiği bir çalışmada laringeal tutulum önemli bir bulgu olarak ortaya konmuş; laringeal BT incelemelerinde özellikle krikoid kıkırdakla ilişkili erozyon ve genişleme gibi değişiklikler bildirilmiştir. Çalışmanın önemli sonuçlarından biri, bazı hastalarda klinik solunum yakınmaları belirgin olmadan önce görüntüleme ile hava yolu hasarının saptanabilmesidir.
Bu hastalıkta aritenoidler tek başına izole bir hedef olmak zorunda değildir. Daha geniş laringotrakeal kıkırdak sisteminin inflamasyonu ve yapısal bozulması söz konusu olabilir. Bu nedenle aritenoidit veya laringeal kondrit görünümü, uygun klinik bağlamda sistemik hastalıkların bir parçası olarak da ele alınmalıdır.
Aritenoid subluksasyonu ve dislokasyonu
Aritenoid bölgesinin önemli mekanik hastalıklarından biri aritenoid subluksasyonu veya dislokasyonudur. Buradaki temel problem inflamasyon değil, aritenoidin krikoaritenoid eklem içerisindeki normal anatomik konumunun bozulmasıdır.
Subluksasyon, eklem ilişkisinin kısmen bozulduğu; dislokasyon ise aritenoidin eklem içerisindeki normal ilişkisinin daha ileri derecede kaybolduğu mekanik bir durum olarak tanımlanır. Her iki tablo da vokal kıvrım hareketini bozabilir. En sık bildirilen nedenler arasında endotrakeal entübasyon ve dıştan laringeal travma bulunur.
Entübasyon sırasında laringoskop bıçağının veya tüpün posterior glottik bölgeye uyguladığı kuvvetler krikoaritenoid eklem üzerinde travmatik stres oluşturabilir. Bu komplikasyon nadirdir. 2024 tarihli sistematik derleme ve meta-analizde dokuz çalışmanın birleştirilmiş analizinde entübasyon sonrası aritenoid dislokasyonu insidansı yaklaşık %0,093 olarak hesaplanmış, ancak çalışmalar arasında belirgin heterojenite bulunmuştur. Araştırmacılar ayrıca kanıtların çoğunun retrospektif çalışmalardan geldiğini ve bazı risk faktörleri için verilerin sınırlı olduğunu belirtmiştir.
Klinik tablo genellikle kalıcı veya uzamış ses kısıklığı, nefesli ses, yutma sırasında ağrı ve daha az sıklıkla solunum yakınmaları şeklinde ortaya çıkabilir. Ancak bu bulgular aritenoid dislokasyonuna özgü değildir. Özellikle rekürren laringeal sinir hasarına bağlı vokal kıvrım paralizisi benzer bir görünüm oluşturabilir. Bu nedenle mekanik dislokasyon ile nörojenik paralizinin birbirinden ayrılması gerekir.
Güncel literatürde tanı konusunda önemli bir nokta da budur: laringoskopide vokal kıvrım hareketinin bozulması tek başına aritenoid dislokasyonu kanıtlamaz. Dinamik değerlendirme, boyun BT’si ve gerektiğinde laringeal elektromiyografi yardımcı olabilir. 2026 tarihli, yalnızca intraoperatif olarak doğrulanmış olguları değerlendiren sistematik derlemede BT’nin duyarlılığı %71, laringeal elektromiyografinin duyarlılığı %54 olarak bildirilmiştir. Araştırmacılar, aritenoidin gerçek konumunun intraoperatif palpasyonla doğrulanmasını tanısal referans yöntem olarak değerlendirmiştir.
Tedavi konusunda da kanıtların önemli bir bölümü vaka serilerine dayanmaktadır. 2025 meta-analizinde 13 çalışma ve 361 hasta değerlendirilmiş; kapalı redüksiyonun genel ve lokal anestezi altında yüksek başarı oranlarına sahip olduğu bildirilmiştir. Bununla birlikte araştırmacılar randomize kontrollü çalışmaların bulunmadığını ve mevcut çalışmaların kanıt kalitesinin orta-düşük düzeyde olduğunu özellikle vurgulamıştır.
Bu nedenle “aritenoid dislokasyonu saptandığında mutlaka şu işlem yapılır” şeklinde katı bir tedavi şeması oluşturmak bilimsel olarak uygun değildir. Tanının kesinleştirilmesi, semptomların süresi, eklem hasarının niteliği ve vokal kıvrım fonksiyonunun durumu tedavi kararını belirler.
Aritenoid dislokasyonu ile vokal kıvrım paralizisi neden karıştırılır?
Bu iki durumun birbirine karıştırılmasının anatomik bir nedeni vardır: Her ikisinde de vokal kıvrım hareketi bozulabilir.
- Vokal kıvrım paralizisinde temel problem sinirsel kontroldür. Rekürren laringeal sinirin hasarı, intrinsik laringeal kasların motor fonksiyonunu bozarak vokal kıvrımın hareketini azaltabilir veya ortadan kaldırabilir.
- Aritenoid dislokasyonunda ise temel problem mekaniktir. Aritenoidin krikoaritenoid eklem içerisindeki konumu bozulmuştur. Kıkırdak hareketi mekanik olarak kısıtlanır ve bunun sonucunda vokal kıvrım hareketi de bozulur.
Bu ayrım özellikle ameliyat veya entübasyon sonrasında gelişen kalıcı ses kısıklığında önemlidir. Güncel derlemeler, laringeal elektromiyografinin nörojenik paraliziyi değerlendirmede yararlı olduğunu, görüntülemenin ise mekanik eklem bozukluğu hakkında ek bilgi sağlayabildiğini göstermektedir.
Vokal proses granülomu ve aritenoid bölgesi
Aritenoidin vokal çıkıntısı, posterior glottik bölgenin mekanik olarak en fazla temas ve basınca maruz kalabilen alanlarından biridir. Bu bölgede vokal proses granülomu, kontakt granülom veya kontakt ülseriyle ilişkili granülomatöz lezyonlar gelişebilir.
Vokal proses granülomu benign bir laringeal lezyondur. Oluşumunda endotrakeal entübasyona bağlı travma, fonotravma, glottik temas ve reflü ile ilişkili irritasyon gibi birden fazla mekanizma rol oynayabilir. Dolayısıyla her granülomu yalnızca “boğaz reflüsü” ile açıklamak doğru değildir.
2014 yılında yayımlanan sistematik derleme, vokal proses granülomlarında tedavi literatürünü incelemiş ve antireflü tedavisinin özellikle yaşam tarzı düzenlemeleri ve ses terapisiyle birlikte kullanıldığında önemli bir konservatif yaklaşım olduğunu bildirmiştir. Bununla birlikte literatürde farklı tedavi yöntemlerinin kullanılması ve tekrarlama oranlarının değişken olması, hastalığın tek mekanizmalı olmadığını göstermektedir.
Ayrıca eski histopatolojik ve radyolojik çalışmalarda granülomun bulunduğu aritenoid tarafında kıkırdak yoğunluğunda değişiklikler ve perikondrit ile uyumlu olabilecek bulgular bildirilmiştir. Bu gözlemler, vokal proses granülomlarının yalnızca yüzeysel bir mukozal problem olmadığını, bazı olgularda alttaki kıkırdak ve perikondrial dokuların da sürece katılabileceğini düşündürmüştür.Bununla birlikte bu bulgu bütün vokal proses granülomlarına genellenmemelidir. Granülomun nedeni ve altta yatan mekanizma hasta bazında değerlendirilmelidir.
Entübasyon aritenoid bölgesini neden etkileyebilir?
Endotrakeal entübasyon sonrasında gelişen aritenoid sorunlarının birden fazla mekanizması vardır. Mekanik basınç, doğrudan travma, mukozal iskemi, ödem ve daha ağır olgularda perikondrial veya eklem hasarı bunların başlıcalarıdır.
Endotrakeal tüpün basıncı lokal kapiller perfüzyon basıncını aşarsa dokuda iskemi gelişebilir. Venöz ve lenfatik drenajın bozulması ile damar geçirgenliğinin artması ödemi tetikler. Hasar daha derine ilerlediğinde ülserasyon, granülasyon dokusu oluşumu, perikondrial hasar ve bazı durumlarda kıkırdak etkilenmesi ortaya çıkabilir. Aritenoidlerin medial yüzleri, posterior glottis ve krikoaritenoid eklem bu mekanik etkilenmenin görülebildiği anatomik bölgelerdendir.
Buna ek olarak entübasyon doğrudan krikoaritenoid eklem travmasına da neden olabilir. 2024 meta-analizi, endotrakeal entübasyon sonrasında aritenoid dislokasyonunun nadir bir komplikasyon olduğunu, ancak zor entübasyon, prosedür süresi, baş-boyun hareketleri ve bazı hasta/prosedür özelliklerinin riskle ilişkili olabileceğini bildirmiştir. Araştırmacılar bu ilişkilerin heterojen ve sınırlı sayıdaki çalışma üzerinden değerlendirildiğini de vurgulamıştır.
Bu nedenle entübasyon sonrasında ortaya çıkan ses kısıklığını otomatik olarak “vokal kord travması” veya “aritenoid çıkığı” şeklinde adlandırmak doğru değildir. Klinik muayene ve laringolojik değerlendirme ile mekanizmanın belirlenmesi gerekir.
Aritenoid bölgesinde inflamasyonun belirtileri nelerdir?
Aritenoid veya krikoaritenoid bölgesini etkileyen hastalıkların belirtileri, tutulan dokunun derinliği ve hareket bozukluğunun derecesine göre değişir.
- Ses kısıklığı veya disfoni, en sık karşılaşılan yakınmalardan biridir. Aritenoidlerin vokal kıvrımların arka bağlantılarını taşıması nedeniyle eklem hareketindeki veya kıkırdak konumundaki değişiklik glottik kapanmayı bozabilir.
- Yutma sırasında ağrı (odinofaji) özellikle inflamatuvar veya mekanik süreçlerde görülebilir. Aritenoid bölgesinin posterior glottik ve hipofaringeal yapılara yakınlığı nedeniyle hastalar bazen yakınmalarını doğrudan “gırtlakta ağrı” şeklinde tarif edebilir.
- Nefes darlığı ve stridor daha ileri bir hava yolu problemi düşündürür. Özellikle bilateral krikoaritenoid eklem tutulumu veya vokal kıvrımların abdüksiyonunun ciddi biçimde kısıtlandığı durumlarda hava yolu çapı belirgin biçimde daralabilir. Romatoid artrite bağlı krikoaritenoid artritinin nadir fakat ciddi bir komplikasyonu bu tür hava yolu obstrüksiyonudur.
Aritenoid bölgesindeki inflamasyonun nedenini belirlemek bu nedenle önemlidir. Aynı ses kısıklığı; enfeksiyöz inflamasyon, romatolojik eklem tutulumu, vokal proses granülomu, aritenoid dislokasyonu veya rekürren laringeal sinir paralizisi gibi birbirinden tamamen farklı mekanizmalarla ortaya çıkabilir.
Tanıda hangi yöntemler kullanılır?
Aritenoid hastalıklarının tanısı tek bir testle konulmaz. Klinik öykü, fleksibl veya rijid laringoskopi, vokal kıvrım hareketlerinin değerlendirilmesi ve gerekli durumlarda görüntüleme birlikte kullanılır.
- Laringoskopi, vokal kıvrımların hareketini, aritenoidlerin simetrisini, ödemi, posterior glottik bölgeyi ve granülomatöz lezyonları doğrudan değerlendirmeyi sağlar.
- Bilgisayarlı tomografi, özellikle krikoaritenoid eklem, laringeal kıkırdakların yapısı, travma, asimetri, kıkırdak değişiklikleri veya apse gibi derin patolojiler açısından yararlı olabilir. Ancak yalnızca BT görüntüsüne bakarak aritenoid dislokasyonu kesinleştirmek her zaman mümkün değildir.
- Laringeal elektromiyografi (LEMG) ise özellikle nörojenik vokal kıvrım hareket bozukluğu ile mekanik hareket kısıtlılığının ayırt edilmesinde yardımcı olabilir. Bunun nedeni, mekanik olarak yer değiştirmiş bir aritenoid ile sinir hasarına bağlı paralizinin klinik olarak benzer görünebilmesidir.
Otoimmün veya romatolojik bir hastalık düşünüldüğünde değerlendirme yalnızca KBB ile sınırlı kalmayabilir. Güncel literatür, laringeal otoimmün hastalıklarda kulak burun boğaz ve romatoloji disiplinlerinin birlikte değerlendirmesinin önemini vurgulamaktadır.
Aritenoid kıkırdakların klinik önemi
Aritenoid kıkırdakların gerçek önemi, tek başına sahip oldukları anatomik boyuttan çok, bağlandıkları ve hareket ettirdikleri yapıların çeşitliliğinden kaynaklanır.Vokal çıkıntı vokal ligamanla bağlantı kurar. Müsküler çıkıntı intrinsik laringeal kasların önemli tutunma bölgelerinden biridir. Taban krikoid kıkırdakla hareketli bir eklem oluşturur. Apeks kornikulat kıkırdak ve aryepiglottik kıvrım ile ilişkilidir. Böylece aritenoid, ses üretimi, solunum ve hava yolu korumasını birbirine bağlayan küçük bir anatomik merkez haline gelir.
Aritenoidlerin hareketi yalnızca basit bir açılma-kapanma hareketi değildir. Krikoaritenoid eklem geometrisi, bağ yapıları ve kas kuvvetlerinin birlikte oluşturduğu üç boyutlu hareketler vokal kıvrımların konumunu belirler. Bu biyomekanik sistemde meydana gelen mekanik bozukluklar veya nöromüsküler kontrol kayıpları, klinikte birbirine benzeyen ancak tedavileri farklı olabilen tablolar ortaya çıkarabilir.
Aritenoid bölgesinin inflamatuvar hastalıkları da aynı nedenle önemlidir. Basit bir mukozal inflamasyondan krikoaritenoid eklem artritine, enfeksiyöz perikondritten sistemik otoimmün kıkırdak hastalıklarına kadar farklı süreçler aritenoid hareketini etkileyebilir.
Aritenoid kıkırdaklar, larenksin arka bölümünde bulunan iki küçük piramidal kıkırdaktır; ancak işlevleri boyutlarıyla karşılaştırılamayacak kadar geniştir. Krikoid kıkırdakla oluşturdukları krikoaritenoid eklemler aracılığıyla hareket eder, vokal ligamanın arka bağlantısını taşır ve intrinsik laringeal kasların mekanik kuvvetlerini vokal kıvrımlara aktarırlar.
Bu hareket sistemi sayesinde vokal kıvrımlar solunum sırasında açılır, fonasyon sırasında kontrollü biçimde birbirlerine yaklaşır ve yutma sırasında hava yolu korumasına katkıda bulunan laringeal kapanma gerçekleşir. Dolayısıyla aritenoidler sesin kendisini üreten yapılar değildir; ses üretiminin, glottik kapanmanın ve hava yolu açıklığının mekanik düzenlenmesinde merkezi rol oynayan yapılardır.
Klinik açıdan aritenoid bölgesinin hastalıklarını tek bir başlık altında toplamak doğru değildir. Aritenoidit, klinik literatürde aritenoid bölgesindeki inflamatuvar süreçleri tanımlayabilen bir terim olmakla birlikte, altta yatan hastalık krikoaritenoid artriti, laringeal kondrit veya perikondrit, otoimmün hastalık, enfeksiyon ya da başka bir inflamatuvar süreç olabilir. Romatoid artrit ve diğer otoimmün hastalıklar krikoaritenoid eklemi etkileyerek hareket kısıtlılığı ve hatta ciddi hava yolu darlığı oluşturabilir. Enfeksiyon veya travma kıkırdak ve çevresindeki dokularda inflamasyona neden olabilir. Entübasyon ise hem mekanik eklem hasarına hem de mukozal ve perikondrial travmaya yol açabilir.
Bunun yanında aritenoid subluksasyonu veya dislokasyonu, vokal kıvrım paralizisini taklit edebilen önemli mekanik bozukluklardır. Güncel sistematik derlemeler, bu tabloların nadir olduğunu, tanının güç olabildiğini ve tedavi sonuçlarının erken tanıdan etkilenebildiğini göstermektedir; ancak mevcut kanıtların büyük bölümünün retrospektif vaka serilerine dayanması nedeniyle kesin tedavi algoritmaları konusunda temkinli olunması gerekir.
Bu nedenle aritenoid kıkırdakları yalnızca “ses tellerinin arkasındaki iki küçük kıkırdak” olarak değerlendirmek anatomik ve klinik açıdan yetersiz kalır. Aritenoidler, larenksin hareketli iskeletinin önemli bir parçası; fonasyon, solunum ve hava yolu korumasını aynı mekanik sistem üzerinde buluşturan temel yapılardan biridir.
Kaynaklar:
- Alalyani, N. S., Alhedaithy, A. A., Alshammari, H. K., AlHajress, R. I., Alelyani, R. H., Alshammari, M. F., Alhalafi, A. H., Alharbi, A., & Aldabal, N. (2024). Incidence and risk factors of arytenoid dislocation following endotracheal intubation: A systematic review and meta-analysis. Cureus, 16(8), e67917. doi: 10.7759/cureus.67917.
- Andaloro, C., Sharma, P., & La Mantia, I. (2023). Anatomy, head and neck: Larynx arytenoid cartilage. In StatPearls. StatPearls Publishing.
- Benner, A., Sharma, P., & Sharma, S. (2026). Anatomy, head and neck: Cervical, respiratory, larynx, and cricoarytenoid. In StatPearls. StatPearls Publishing.
- Bai, X., Yu, R., & Wang, Z. (2025). Laryngeal involvement in relapsing polychondritis: Clinical and CT findings in 173 patients. RMD Open, 11(2), e005397. doi: 10.1136/rmdopen-2024-005397.
- Frosolini, A., Caragli, V., Badin, G., Franz, L., Bartolotta, P., Lovato, A., Vedovelli, L., Genovese, E., de Filippis, C., & Marioni, G. (2025). Optimal timing and treatment modalities of arytenoid dislocation and subluxation: A meta-analysis. Medicina, 61(1), 92. doi: 10.3390/medicina61010092.
- Hunter, E. J., & Titze, I. R. (2005). Review of range of arytenoid cartilage motion. Acoustics Research Letters Online, 6(3), 112–117. doi: 10.1121/1.1899723.
- Karkos, P. D., George, M., Van Der Veen, J., Atkinson, H., Dwivedi, R. C., Kim, D., & Repanos, C. (2014). Vocal process granulomas: A systematic review of treatment. Annals of Otology, Rhinology & Laryngology, 123(5), 314–320. doi: 10.1177/0003489414525921.
- Kotla, A., Thayer, E., Gheriani, G.-A., Moore, A. E., Simpson, C. B., & Hoffman, M. R. (2026). Autoimmune disorders affecting the larynx: Review of laryngoscopic findings and approach to multidisciplinary management. Annals of Otology, Rhinology & Laryngology, 135(6), 476–484. doi: 10.1177/00034894251408704.
- Lovato, A., Bertolin, A., Ferri, E., & others. (2020). Current management of arytenoid sub-luxation and dislocation. European Archives of Oto-Rhino-Laryngology, 277, 2977–2986. doi: 10.1007/s00405-020-06002-3.
- McFerran, D. J., Abdullah, V., Gallimore, A. P., Pringle, M. B., & Croft, C. B. (1994). Vocal process granulomata. The Journal of Laryngology & Otology, 108(3), 216–220. doi: 10.1017/S0022215100126337.
- Peters, J. E., Burke, C. J., & Morris, V. H. (2011). Three cases of rheumatoid arthritis with laryngeal stridor. Clinical Rheumatology, 30(5), 723–727. doi: 10.1007/s10067-010-1657-2.
- Sellars, I. E., & Keen, E. N. (1978). The anatomy and movements of the cricoarytenoid joint. The Laryngoscope, 88(4), 667–674. doi: 10.1002/lary.1978.88.4.667.
- Souliere, C. R., Jr., & Kirchner, J. A. (1985). Laryngeal perichondritis and abscess. Archives of Otolaryngology, 111(7), 481–484. doi: 10.1001/archotol.1985.00800090095018.
- Stojadinovic, A., Shaha, A. R., Orlikoff, R. F., & others. (2001). Bilateral recurrent laryngeal nerve paralysis. Langenbeck’s Archives of Surgery.
- Storck, C., Juergens, P., Fischer, C., Wolfensberger, M., Honegger, F., Sorantin, E., Friedrich, G., & Gugatschka, M. (2011). Biomechanics of the cricoarytenoid joint: Three-dimensional imaging and vector analysis. Journal of Voice, 25(4), 406–410. doi: 10.1016/j.jvoice.2010.03.005.