Anjiyofibrom Nedir?
Anjiyofibrom (angiofibroma), damar dokusu ve fibröz bağ dokusundan oluşan iyi huylu bir tümördür. Kelime kökeni Yunanca “angeion” (damar) ve “fibroma” (lifli bağ dokusu tümörü) sözcüklerinden gelir. Yani anjiyofibrom, damar açısından zengin fibröz bir kitle anlamına gelir. Her ne kadar “iyi huylu” kabul edilse de bulunduğu bölgeye göre ciddi belirtiler oluşturabilir. Özellikle yoğun damar yapısına sahip olması nedeniyle kanama eğilimi gösterebilir ve çevre dokular üzerinde baskı oluşturabilir. (Cleveland Clinic, Johns Hopkins Medicine)
Anjiyofibrom denildiğinde tıpta en çok “juvenil nazofarengeal anjiyofibrom” adı verilen özel tümör tipi akla gelir. Bu tümör genellikle ergenlik çağındaki erkeklerde görülür ve burun arkasındaki nazofarenks bölgesinden gelişir. Nadir görülmesine rağmen kulak burun boğaz alanındaki en önemli damar kökenli iyi huylu tümörlerden biri kabul edilir. Tam olarak neden oluştuğu bilinmese de hormonal etkiler ve damar gelişim bozukluklarının rol oynadığı düşünülmektedir. Özellikle ergen erkeklerde görülmesi nedeniyle androjen hormonlarıyla ilişkili olabileceği üzerinde durulmaktadır. (National Organization for Rare Disorders, Medscape)
Tümör iyi huylu olmasına rağmen bulunduğu bölgede büyüyerek çevre yapılara baskı yapabilir. En sık görülen belirtiler:
- Tek taraflı burun tıkanıklığı,
- Tekrarlayan burun kanamaları,
- Yüzde dolgunluk hissi,
- Baş ağrısı,
- Genizden konuşma,
- Sinüs basıncı
şeklindedir.
Özellikle sık ve yoğun burun kanaması önemli bir belirtidir. Çünkü tümör oldukça damar açısından zengin bir yapıya sahiptir. İleri vakalarda göz çevresi, sinüsler veya kafa tabanına doğru yayılım görülebilir.
Tanı genellikle endoskopik muayene ve görüntüleme yöntemleriyle konur. MR ve bilgisayarlı tomografi tümörün yayılımını değerlendirmede önemli rol oynar. Yoğun damar yapısı nedeniyle biyopsi her zaman tercih edilmeyebilir çünkü ciddi kanama riski oluşturabilir. Bu nedenle tanı çoğu zaman klinik ve radyolojik bulgularla desteklenir.
Tedavide en sık kullanılan yöntem cerrahidir. Ancak ameliyat öncesinde tümörü besleyen damarların embolizasyon adı verilen yöntemle kapatılması gerekebilir. Bu işlem ameliyat sırasında oluşabilecek kanama riskini azaltır. Günümüzde endoskopik cerrahi teknikler sayesinde daha başarılı ve daha az travmatik operasyonlar yapılabilmektedir.
Anjiyofibrom yalnızca nazofarenks bölgesinde görülmez. Daha nadir olarak ciltte, ağız içinde veya farklı yumuşak dokularda da gelişebilir. Özellikle “fibrous papule” adı verilen bazı küçük yüz lezyonları da dermatolojik açıdan anjiyofibrom grubunda değerlendirilebilir. Ayrıca tüberoskleroz gibi bazı genetik hastalıklarda yüzde çok sayıda küçük anjiyofibrom gelişebilir. (DermNet, NIH Genetic and Rare Diseases Information Center)
Sonuç olarak anjiyofibrom, damar ve fibröz bağ dokusundan gelişen iyi huylu ancak bulunduğu bölgeye göre agresif davranabilen bir tümördür. Özellikle ergen erkeklerde görülen nazofarengeal anjiyofibrom, tekrarlayan burun kanamalarının önemli nedenlerinden biridir. Erken tanı ve uygun cerrahi tedavi sayesinde çoğu vakada başarılı sonuçlar elde edilebilir.